MALPRAKTİS DAVASI NEDİR?
Malpraktis tazminat davası, doktor, diş hekimi, tıp merkezi, poliklinik, hastane sağlık kuruluşlarının bilgisizliği, deneyimsizliği veya ilgisizliği nedeniyle yanlış teşhis, hatalı tedavi veya eksik bakım hizmeti neticesinde hastanın zarar görmesinden dolayı açılan tazminat davasıdır. Teşhis, aydınlatma ve onam ile tedavi sürecinde tıbbi uygulama hataları olan malpraktis; doktor, sağlık çalışanı ve hastanelerin kasten veya ihmal ile hastayı zarara uğratmasıdır. Halk arasında doktorun uygulama hatası da denilmektedir. Doktor hatası tazminat davası özel hastane veya devlet hastanesinde tedavi görmeye göre usulü farklılık göstermektedir. Devlet hastanesinde doktor hatası olduysa idare mahkemesinde idari dava açılmalıdır. Fakat özel hastanede olmuşsa tüketici mahkemesinde hukuk davası açılmalıdır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır;
- Birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır.
- İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır.
- Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliğidir. (Konsültasyon)
Hekimlerin meslekleri gereği yaptıkları tıbbi uygulamalar belirli riskler taşımaktadır. İşin doğası gereği tanı, teşhis ve tedavi sürecinde insan vücudu üzerine yapılan tıbbi uygulamalar insanın temel hakkı olan yaşama hakkı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle özellikle hekimlerin, hastalarına yönelik tıbbi uygulamalarında kendilerinden beklenen en yüksek özeni göstermeleri gerekir. Tıp hukukunda, sağlık hukukunda, ceza hukukunda ve borçlar hukukunda malpraktis konusunun yani hatalı tıbbi uygulamaların neler olduğu, hangi başlıklar altında ve nasıl değerlendirildiği gerek hasta gerek hekim açısından önem arz etmektedir. Zira bir hatalı tıbbi uygulama ve buna bağlanan sonuçlar her bir durum için farklılık arz edebilmekte, bundan doğan bir hukuki ihtilafın çözümlenmesinde nasıl bir yol izleneceği buna göre belirlenmektedir.
Malpraktis Nedir?
Malpraktis, hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, bilgi ve beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar olarak tanımlanabilir. Malpraktis, özen eksikliği ile tıbbı uygulama hataları sonucunda oluşan ve aynı zamanda görevi kötüye kullanmayı da ifade eden bir süreçtir. Tıbbi uygulama hatası olarak da adlandırılan malpraktis, sağlık hizmetlerinin sunulması sırasında görevli sağlık personelinin kusurlu hareket etmesi sonucu ortaya çıkan olaylardır.
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları Madde 13’te Hekimliğin Kötü Uygulanması (Malpractice) kavramı, bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” olarak belirtilmiştir. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve sübjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığında bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır;
- Birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır.
- İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır.
- Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliğidir. (Konsültasyon)
Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru (tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura “Tıbbi Uygulama Hatası” (Malpraktis) adı verilmektedir. (Danıştay 15. Daire Başkanlığı 2015/6119 E. 2015/5733 K.)
Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre “Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. (Danıştay 5. Dairesi, 2016/3551 K.)
Danıştay’ın söz konusu tanımlamasından da görüleceği üzere tıp biliminin standartları, gerekli olan özen ve bunun sonucunda gerçekleşen uygun görünmeyen hekim müdahalesi kavramlarının ne anlama geldiğinin izah edilmesi gerekmektedir. Söz konusu yargı kararına göre;
- Tıp Biliminin Standartları: Tıbbi standart kavramı ile tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.
- Gerekli Özen Yükümlülüğü: Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez (hastalığın teşhisi için bilgi alınması süreci) alınmasıdır. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliğidir. (Konsültasyon) Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru (tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür.
- Komplikasyon: Tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur; ancak bunun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerekir. Bu tanıma göre, hekimin tıbben kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranarak gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan yasal olarak sorumlu olmayacağı belirtilmektedir. Hasta tıbbi uygulama sırasında ve sonrasında kusur olmadan da oluşabilecek istenmeyen sonuçları, komplikasyonları bilirse ve uygulamaya onay verirse tıbbi müdahale hukuka uygun olur. Hastada oluşan zararlı sonuç öngörülemiyor ve önlenemiyorsa veya öngörülebilse bile (hastanın yeterince aydınlatılmış, onayı alınmış olması ve uygulamada kusur olmaması şartı ile) önlenemiyorsa bu durumun komplikasyon olarak kabulü gerekmektedir. Yine bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Yine meydana gelen komplikasyon sonrası süreçte de uygulanan teşhis ve tedavinin de tıp kurallarına uygun olması gerekmektedir. Bu noktada komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir.

Malpraktis Davası Ne Demek?
Malpraktis tazminat davası, doktor, diş hekimi, tıp merkezi, poliklinik, hastane sağlık kuruluşlarının bilgisizliği, deneyimsizliği veya ilgisizliği nedeniyle yanlış teşhis, hatalı tedavi veya eksik bakım hizmeti neticesinde hastanın zarar görmesinden dolayı açılan tazminat davasıdır. Tıbbi müdahalenin hekim tarafından, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlayan tüm koşullara uyularak gerçekleştirilmiş olmasına rağmen tıp bilimi ve uygulamasının gerektirdiği tıbbi standarda aykırı gerçekleştirilmişse hekim yaptığı müdahale bakımından sorumluluktan kurtulamayacaktır. Hekimin malpraktis nedeniyle sorumluluğu disiplin, özel hukuk ve ceza hukuku alanlarında söz konusu olabilir.
Malpraktis, sağlık kuruluşunda çalışan sağlık personelinin özellikle doktorun hatalı ve ihmali davranışı ile hasta üzerinde bir yaralama ve zarara yol açmasıdır. Özetle malpraktis doktor hatasıdır. Türk Tabibler Birliği’nin yayınladığı Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda yer alan 13. madde hekimliğin kötü uygulanması (Malpraktis) başlığını taşımaktadır. Madde hükmüne göre, “Bilgisizlik, denetimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulanması anlamına gelir.”
Özetle hekimin görevini yanlış ve hatalı uygulaması, tıbbi uygulamada yanlışlık yapması Dünya Tabibler Birliği’nin Malpraktis Bildirisi’nde de yer almıştır. Bu bildiriye ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’na göre hekimin hatalı davranışı neticesinde oluşan malpraktiste hekimin hukuki ve cezai sorumluluğuna gidilmektedir. Hekim bu sorumluluğu azaltmak için aydınlatılmış onamı usulüne uygun hazırlamalıdır. Belirtmek gerekir ki malpraktis sayılabilecek durumlar şu şekilde sıralanabilir:
- Doktorun standart uygulamalardan sapması,
- Doktorun beceri eksikliği,
- Doktorun hastaya tedavi vermemesi,
- Tıbbi uygulama esnasında öngörülmeyen bilgi/beceri eksikliği,
Tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen her kötü sonuç doktor hatası olarak değerlendirilemeyeceğinden dolayı malpraktis tazminat davalarında önemli olan nokta sonucun doktor hatası kapsamında mı yoksa komplikasyon kapsamında mı kaldığıdır. Bu nedenle yazımızda öncelikle malpraktis ve komplikasyon kavramları açıklanacak olup devamında hekimin hukuki ve cezai sorumluluğuna değinilecektir. Hekimlerin, hastalarına yönelik tıbbi uygulamalarında kendilerinden beklenen özeni eksik göstermesi sonucunda ise hekimlerin sorumluluğu gündeme gelecektir. Ancak hekimlik mesleğinin riskli doğası gereği her tıbbi girişim kendine özgü riskler ve sapmalar taşımaktadır. Bu çerçevede “izin verilen risk” olarak da adlandırılan komplikasyonlar doktor hatası olarak değerlendirilemez ve hekim açısından kusur olarak atfedilemez. Dolayısıyla hekim, tıbbi müdahale sonucu oluşabilecek her türlü kötü sonuçtan sorumlu tutulamaz.
Tıbbi müdahaleden doğan tam yargı davaları (Malpraktis) idari yargıda önemli bir yere sahiptir. İdari yargıdaki dava türlerinden biri olan tam yargı davası, idari işlemler veya idari eylemler sebebiyle hak kaybına uğrayanlar tarafından idareye (Devlet’e) karşı açılır. İdareye karşı açılan tam yargı davası özel hukuktaki tazminat davasına benzer nitelik taşır. Tam yargı davaları idare aleyhine açılabilen davalar olduğu bu yazımızda idareyi temsil edilen devlet(kamu) hastanesi sağlık personeli ve doktorları tarafından yapılan tıbbi muayeneler sonucu vücut bütünlüğü zarara uğrayan hastanın bu zararını nasıl tazmin edeceği anlatılacaktır.
Malpraktis Tazminat Davası Çeşitleri Nelerdir?
Sağlık bir insan hakkı olup, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden iyilik hali olarak ifade edilebilir. Devletin en başta gelen görevlerinden biri sağlık olduğu içindir ki, insanı, fizik, biyolojik ve sosyal çevresi ile birlikte ele almak ve sağlık örgütlenmelerini buna göre gerçekleştirmek zorundadır. Anayasanın 56. maddesi de bunu gerektirmektedir. Devlet, kamu ve özel kesim ayrımı yapılmaksızın, tüm tedavi kurumlarının sağlık hizmetlerinden ve sağlığa zararlı ürün ve eylemlerden dolayı, işletmeci, girişimci, üretici-satıcı-sağlayıcılarla birlikte ortaklaşa sorumludur. Tıbbi hata doktor hatası (malpraktis) çeşitlerinin önceden sınırlı olarak sayılması mümkün değildir. Somut olayın uygulanmasına göre çeşitlilik gösterebilmektedir. Bu durumda doktor hatasına örnek verecek olursak;
- Teşhis hatası,
- Tedavi hatası,
- Yanlış taraf cerrahisi,
- Vücutta yabancı madde unutulması,
- Organizasyon kusuru,
- Acil ünitelerinin yetersiz olması,
- Yoğun bakım ünitelerinin yetersiz olmasına karşın ameliyat yapılması,
- Konsültasyon istenmemesi,
- Komplikasyon yönetiminin yapılamaması,
- Endikasyon şartı yokluğu,
- Enfeksiyon ve hijyen kurallarına uyulmaması,
- Komplikasyonun fark edilememesi,
- Hasta karıştırma,
- Hatalı laboratuvar tetkikleri,
- Testler yapılmadan hastalığın teşhisine gidilmesi,
- Kan grubu tespitinde hata yapılması,
- Cerrahi müdahalede kullanılan araç ve gereçlerin bozuk olması,
- Ameliyatı takiben kullanılan araçların fazla sıcak olması ve yanıklara yol açması.
- Ruh hastasının kontrol edilmemesi nedeniyle intiharı,
- Yangına karşı gerekli tedbirlerin alınmaması,
- Bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması,
- Yeterli ısıtma yapılmadığı için hastalığın ağırlaşması,
- Yeni hastalığa sebebiyet verilmesi.
Malpraktis davaları; kişinin (hastanın) sağlık hizmeti aldığı kurum ve kuruluşta kasten ya da taksirle yapılan haksız fiil neticesinde zarar görmesi neticesinde açılan davalardır. Sağlık hizmeti veren kurumda çalışan kişiler, doktor, hemşire, anestezi uzmanı, ebe vb. çalışanlar olabilir. Bunların yanı sıra hastanenin kendi tüzel kişiliği de malpraktisten sorumlu olabilir. Kural olarak hekim hastaya verdiği zararı tazmin etmek zorundadır. Ancak bunu doğrudan hekimden ya da hastaneden talep etmek yerine bir dava açılarak mahkeme kararı sonucunda talep etmek gerekecektir. Nitekim davanın sağlık kuruluşuna mı yoksa sağlık personeline mi açılacağı da alanında uzman bir avukatın yardımı alınarak tespit edilecektir.
Komplikasyon Nedir?
Komplikasyon, hekim tarafından uygulanan tıbbi müdahale sonucunda oluşan olumsuzluklar, klasik tıp bilgilerinde komplikasyon olarak nitelendiriliyorsa, bu tıbbi müdahale, tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde yapılmışsa, kötü sonuçlar meydana gels ebile hekime sorumluluk olarak yükletilemeyen olumsuzluklardır. Örneğin, bir cerrahi girişim sonrasında yarada oluşan kan birikimi (hematom) veya ciltte oluşan duyu kaybı (parestezi) basit komplikasyonlardır, buna karşın nüks (tekrarlama), emboli (pıhtı atması), büyük damar yaralanmaları daha ciddi komplikasyonlardır.
Tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen zararın komplikasyon olarak değerlendirilmesi her zaman hekimin sorumluluktan kurtulmasını sağlamamaktadır. Hekimler, hastalarına tıbbi müdahale sonucunda oluşması önceden öngörülen, tahmin edilen zararlı sonuçlar hakkında bilgi vermelidir. Hekimler tıbbi müdahale sonucunda oluşması muhtemel zararları bizzat hastaya veya acil durumlarda hasta yakınlarına anlatarak hastanın tıbbi müdahale hakkında bilgilendirildiğine, tıbbi müdahalenin olası riskleri konusunda aydınlatıldığına dair rızasını alması gerekmektedir. Eğer ki hekim tarafından hasta tıbbi müdahalenin olası riskleri hakkında bilgilendirilmediyse hekim tıbbi müdahale sonucu meydana gelebilecek komplikasyonlardan da sorumlu tutulabilecektir.
Malpraktis Tazminat Davası Şartları
Malpraktis davaları hekimin hatalı ve yanlış uygulaması olarak yukarıda açıklanmıştı. Ancak her eylem malpraktis kapsamına girmeyecektir. Nitekim kimi durumlar komplikasyon sayılmaktadır. Komplikasyon bir hastalığın veya tedavi sürecinin istenmeyen etkileridir. Ancak hekim oluşabilecek herhangi bir komplikasyon durumunu hastaya anlatmak zorundadır. Bu da aydınlatılmış onam kapsamına girmektedir.
Bunun yanı sıra hekim hastaya teşhis koyarken dahi hata yapabilir veyahut koymuş olduğu teşhis nedeniyle eksik ve yanlış uygulamada bulunabilir. Bunun yanı sıra tedavi esnasında gerekli bakım gerçekleştirilmemiş olabilir. Hekim dikkatsiz ve özensiz davranışlarda bulunabilir. Bu gibi durumların gerçekleşmesi malpraktisin varlığını oluşturacaktır. Malpraktisin şartları şu şekilde sayılabilir:
- Hastaya teşhis koyarken hata yapılması,
- Hastaya uygulanacak tedavinin hatalı olması,
- Hastaya gerekli bakım ve özenin gösterilmemiş olması,
- Standart tıbbi uygulamalardan sapılmış olması,
- Hastanın bu müdahalelerden fiziksel, duygusal ya da maddi zarar görmesi,
- Doktorun eylemi ile hastanın zararı arasında nedensellik bağı olması gerekir.
Malpraktis Davası Nasıl Açılır?
Malpraktis davasının açılabilmesi için alanında uzman bir sağlık hukuku avukatının desteğinden yararlanmanız gerekmektedir. Nitekim davanın hastaneye mi yoksa doğrudan hekime mi açılacağı avukatın yapılacağı inceleme ile belirlenecektir. Ayrıca avukatınız sizin için delilleri toplayacak ve davanın sorunsuz bir şekilde yürütülmesini sağlayacaktır. Avukatın yapacağı en önemli işlem de dava dilekçesini hazırlamaktır. Bunun yanı sıra malpraktis davasının açılması için deliller usulüne uygun olarak toplanmalı ve mahkemeye süresi içerisinde bu deliller sunulmalıdır. Açılan dava neticesinde verilecek karar ya davanın reddi olacak ya da davanın kabulü olacaktır. Eğer ki dava reddedilirse bir üst mahkemeye başvuru yapılabilir. Dava açılırken ödenmesi gereken harç ve masraflar da davacıya ait olacaktır.
Malpraktis davalarında bir bilirkişi raporu alınarak davanın seyri değiştirilebilir. Nitekim bilirkişi genel olarak bir hekim olacağından hekimler arasında dayanışma söz konusu olmaktadır. Ancak adaletli ve hakkaniyetli bir hekim meslektaşını savunmak yerine adalet anlayışına uygun bir rapor sunmalıdır. Bu nedenle bilirkişi raporları hekimin kusurunu tespit etmek açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bilirkişi raporunda belirsiz ifadeler davanın seyrini etkileyebilir. Bu nedenle detaylı açıklamalar içermelidir. Nitekim gerekçelere dayalı bir rapor davanın seyrini etkileyecektir. Bilirkişi bu süreçte zararın belirlenmesi için de ayrıntılı bir inceleme yapacak ve itirazları dikkate alacaktır. Bilirkişi delilleri dikkatle inceleyecek ve usulüne uygun bir rapor da düzenleyecektir.

Hasta ile Hekim Arasındaki İlişkinin Hukuksal Niteliği Nedir?
Doktor hatası nedeni ile hekimlerin hukuki sorumlulukları bakımından tek bir hukuki kavramdan söz etmek mümkün değildir. Hekimin hatalı tıbbi müdahaleden sorumluluğunu incelerken, hizmet verdiği kurum ve kuruluşun niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi açılacak malpraktis davasının hukuki nitelendirmesini etkileyecektir.
-
Bağımsız Çalışan Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuksal Niteliği
Hasta, doğrudan sağlık hizmeti için hekime başvurmuş olması halinde, hasta ile hekim arasındaki ilişki Yargıtay kararlarına göre vekâlet sözleşmesine dayanmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hekim ile hasta arasındaki ilişki ‘vekalet sözleşmesi’ olarak değerlendirilmektedir. Bu kabul gereği, tıbbi müdahale sonucu doktor hatasından zarar gören hastanın açacağı tazminat davasında sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanır. TBK md. 501/1 ve 502/2’ye göre vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde uygulanacaktır.
Vekalet sözleşmesi söz konusu olduğunda öne çıkan en önemli unsur vekilin işi özenle görme borcudur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2014/17432 E. 2015/8358 K. sayılı kararında da hasta ile hekim arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesi olduğu belirtilerek vekilin vekâlet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden değilse de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumlu olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle de hekim hastasına tıbbi müdahalede bulunurken gerekli özeni göstermek zorundadır. Hekim gerekli özeni göstermezse özen sorumluluğuna aykırı davranmış olacaktır ve sorumluluğu doğacaktır.
Hekim ile hasta arasındaki ilişkiye bazı durumlarda TBK md. 470 vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması da söz konusu olmaktadır. Özellikle konusu estetik tedavi olan hukuki ilişkilere eser sözleşmesi hükümleri uygulanır. Bu sözleşmede asıl olan hekimin bir iş görmesi değil, bir eserin meydana getirilmesidir. Bu durum dişçilik ve ortopedide de ortaya çıkmaktadır. Örneğin, hastaya takma kol takmak, takma diş yapmayı üstlenmek gibi edimler söz konusu olduğunda hasta-hekim arasındaki ilişki eser(istisna) sözleşmesine dayanmaktadır ve hekimin sorumluluğuna TBK m.470 vd. hükümleri uygulanır.
Hekimlik mesleğinin doğası gereği olarak hekim her zaman hastasına normal şartlar altında müdahalede bulunamayabilir. Örneğin bir kaza durumunda hekim hastasının rızasını alabilecek durumda olmadığından hastasına müdahale ettiğinde hasta-hekim arasındaki ilişkiye TBK md.527 ve diğer maddelerinde düzenlenen vekâletsiz iş görmeden doğan sorumluluk hükümleri uygulanır.
-
Özel Hastane ve Kamu Hastanesi ile Hasta Arasında Kurulan İlişkinin Hukuki Niteliği
Hasta direkt hekime başvurmak yerine hastane veya bir sağlık kuruluşuna giderse bu noktada hastanenin ve sağlık kuruluşun niteliği önemlidir;
-
- Hastane özel bir sağlık kuruluşu ise, hastanın tedavi için içeri alınmasıyla, hasta ile hastane arasında bir sözleşme ilişkisi kurulur. Bu sözleşmeye “hasta kabul sözleşmesi” denilmektedir. Böyle bir durumda, hekim kendi adına değil, hastane adına tedaviyi üstlendiğinden TBK.m.116’ya göre “yardımcı kişi” konumunda olacaktır.
- Hastane kamu hastanesi ise, hasta ile hastane arasında bir sözleşme ilişkisi kurulmaz. Kamu görevlisi olarak tedaviyi üstlenen hekim ile hasta arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. Kamu hastanesine giden hasta yönünden bir “kamu hizmetinden yararlanma” söz konusudur. Bu nedenle hastanın tedaviden zarar görmesi halinde, doğrudan hekim ve sağlık personeli dava edilemeyip, hizmet kusuru nedeniyle kamu hastanesinin bağlı bulunduğu devlet kurumuna karşı dava açılabilir. Kamu hastaneleri ile sağlık personelinin sorumluluğu kural olarak, hizmet kusuru sayılmaktadır. Kamu hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık personelleri kamu görevlisi olduklarından haklarında doğrudan dava açılamayıp yalnızca ilgili kamu kuruluşuna idari yargıda tam yargı davası açılabilmektedir. Kamu kuruluşuna karşı açılan idari davada hatalı tıbbi müdahaleyi gerçekleştirilen hekime dava ihbar edilir ve hekimin mesleki sorumluluk sigortası bulunuyorsa sigorta şirketine de dava ihbar edilmektedir.
Doktor Hatası Malpraktis Tazminat Davasında Görevli Mahkeme
Tıbbi müdahalede bulunan hekim ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliğine göre malpraktis tazminat davasında görevli mahkemeler değişmektedir. Yukarıda hasat ile hekim arasındaki ilişkinin hukuki nitelendirmesinde ortaya çıkabilecek hukuki nitelendirmelerde açıklandığı üzere;
- Hastanın, doğrudan doğruya bağımsız çalışan herhangi bir sağlık kuruluşunda çalışmayan hekime başvurması halinde, hekim ile hasta arasındaki ilişki Yargıtay kararına göre vekâlet sözleşmesi veya tıbbi müdahalenin niteliğine göre eser sözleşmesi olarak değerlendirilmektedir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’na göre de vekâlet ve eser sözleşmelerinden doğan davalarda görevli mahkemeler Tüketici Mahkemeleridir.
- Hastanın özel hastaneye başvurması halinde ise doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davalarında da görevli mahkemeler Tüketici Mahkemeleridir.
- Hekimin kamu sağlık kurum ve kuruluşunda çalışması halinde, hekim kamu görevlisi olarak kabul edildiği için hekim hakkında doğrudan dava açılamayıp yalnızca ilgili kamu kuruluşuna idari yargıda tam yargı davası açılabilmektedir ve görevli mahkemeler İdare Mahkemeleridir. Kamu kuruluşuna karşı açılan idari davada hatalı tıbbi müdahaleyi gerçekleştirilen hekime dava ihbar edilir ve hekimin mesleki sorumluluk sigortası bulunuyorsa sigorta şirketine de dava ihbar edilmektedir.
- Vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi hastanelerinde meydana gelen doktor hatalarında da görevli mahkeme İdare Mahkemeleridir.
- Doktor hatası nedeniyle açılacak olan malpraktis tazminat davasında dava doğrudan hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı da açılabilir. Bu halde TTK gereği görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir.
Malpraktis Görevli Mahkeme
Tıbbi müdahalede bulunan hekim ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliğine göre malpraktis tazminat davasında görevli mahkemeler değişmektedir. Yukarıda hasta ile hekim arasındaki ilişkinin hukuki nitelendirmesinde ortaya çıkabilecek hukuki nitelendirmelerde açıklandığı üzere;
- Hastanın, doğrudan doğruya bağımsız çalışan herhangi bir sağlık kuruluşunda çalışmayan hekime başvurması halinde; hekim ile hasta arasındaki ilişki Yargıtay kararına göre vekâlet sözleşmesi veya tıbbi müdahalenin niteliğine göre eser sözleşmesi olarak değerlendirilmektedir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu’na göre de vekâlet ve eser sözleşmelerinden doğan davalarda görevli mahkemeler Tüketici Mahkemeleridir.
- Hastanın özel hastaneye başvurması halinde; doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davalarında da görevli mahkemeler Tüketici Mahkemeleridir.
- Hekimin kamu sağlık kurum ve kuruluşunda çalışması halinde; hekim kamu görevlisi olarak kabul edildiği için hekim hakkında doğrudan dava açılamayıp yalnızca ilgili kamu kuruluşuna idari yargıda tam yargı davası açılabilmektedir ve görevli mahkemeler İdare Mahkemeleridir. Kamu kuruluşuna karşı açılan idari davada hatalı tıbbi müdahaleyi gerçekleştirilen hekime dava ihbar edilir ve hekimin mesleki sorumluluk sigortası bulunuyorsa sigorta şirketine de dava ihbar edilmektedir.
- Vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi hastanelerinde meydana gelen doktor hatalarında da görevli mahkeme İdare Mahkemeleridir.
- Hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı açılması halinde; doktor hatası nedeniyle açılacak olan malpraktis tazminat davasında dava doğrudan hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı da açılabilir. Bu halde TTK gereği görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir.
-
Doktor Hatası Malpraktis Tazminat Davasında Yetkili Mahkeme
Doktor hatası nedeniyle açılacak malpraktis davalarında yetkili mahkeme genel yetki ve özel yetki kurallarına göre değişmektedir.
- Genel yetki kuralına göre malpraktis tazminat davalarında yetkili mahkeme davalı hekim veya hastanenin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Hatalı tıbbi müdahalenin uygulandığı özel hastanenin, kamu hastanesinin bulunduğu yer ya da özel muayenehane sahibi olan bağımsız çalışan hekimin yerleşim yerindeki mahkeme yetkili mahkemedir. Davalının birden fazla olması halinde malpraktis tazminat davası, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili mahkemedir.
- Malpraktis tazminat davasının hekimle hasta arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynakladığı hallerde yani davanın tüketici mahkemelerinde açılması halinde HMK md.10 sözleşmeden doğan davalarda yetki başlıklı düzenleme gereği yetkili mahkeme sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de olabilir.
- Malpraktis tazminat davasının tüketici mahkemelerinde açılması halinde TKHK md. 73/5 gereği tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesi de yetkilidir.
- Malpraktis tazminat davasının haksız fiile dayalı olarak açılması halinde de haksız fiillerde yetkili düzenleyen HMK md. 16 gereği haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
doktor yanlis ameliyat davasi Doktor Hatası Malpraktis Tazminat Davası Zamanaşımı Süresi
Kamu hastanelerinde çalışan hekimlere karşı hatalı tıbbi müdahaleleri nedeniyle idare mahkemesine hizmet kusurundan kaynaklı malpraktis tazminat davası açılmadan önce zararın ve doktor hatasının öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve herhalükarda olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapılması gerekmektedir. İdarenin ilgili başvuruya 30 gün içinde cevap vermemesi halinde veya başvuruyu kısmen ya da tamamen reddetmesi halinde 30 günün bitiminden itibaren veya ret cevabının tebliğinden itibaren 60 gün içinde idari yargıda tam yargı davası açmalıdır.
Malpraktis tazminat davasının vekalet sözleşmesine dayalı olarak özel hastaneler ya da doktorlar aleyhine tüketici mahkemelerinde açılması halinde malpraktis tazminat davasında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Tıbbi müdahalenin niteliğinin estetik, protez gibi uygulamalar olması halinde eser sözleşmesine dayalı olarak özel hastanelere veya doktorlara tüketici mahkemelerinde açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Ancak tıbbi müdahalede doktor ağır kusurlu ise zamanaşımı süresi 20 yıldır.
Tıbbi müdahale hakkında hastaya önceden bilgi verilemeyen hallerde hastadan gerekli izin veya onay alınmadan yapılan tıbbi müdahaledeki doktor hataları vekaletsiz iş görme kapsamında değerlendirileceğinden açılan malpraktis tazminat davasında zamanaşımı süresi 10 yıldır. Haksız fiile dayalı olarak açılacak malpraktis tazminat davalarında ise zamanaşımı süresi zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluk Şartları
Tıbbi müdahalelerde bulunan sağlık personelinin bu müdahale faaliyetleri sonucunda hukuki, cezai, idari yahut buna bağlı olarak mesleki ya da herhangi bir yaptırımla karşılaşmamaları adına bir başka deyişle müdahale faaliyetlerinin meşru kabul edilebilmesi için bu müdahale faaliyetlerinin hukuka uygun olması gerekmektedir. Bu müdahale faaliyetini, meşru kılan bir takım belirlenmiş şartlar bulunmadığı takdirde, söz konusu tıbbi müdahale, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığına ve kişilik haklarına aykırı bir mahiyet taşımaktadır. Uluslararası tıp hukuku açısından kabul gören ve aşağıda belirtilecek olan şartlar var olduğu takdirde gerçekleştirilen tıbbi müdahale hukuka uygun yani meşru kabul edilmektedir. Türkiye’de yer alan sağlık mevzuatı ve Türk Tıp Hukuku çerçevesinde de birebir geçerli olan ve yapılacak tıbbi müdahalenin meşruluğu için esas itibariyle var olması gereken koşullar şu şekildedir:
- Tıbbi Müdahaleyi Gerçekleştiren Kişinin Gerçekleştirmiş Olduğu Tıbbi Müdahaleye Yetkili Bir Birey Olması.
- Tıbbi Müdahalenin Yapılması İçin Tıbbi Gereklilik (Endikasyon) Bulunması.
- Tıbbi Müdahale Gerçekleştirilecek Kişinin, Yani Hastanın, Aydınlatılmasına Dayalı Rızasının Varlığı ya da Bu Rızanın Var Sayılmasını Gerekli Kılan Acil Bir Durumun Varlığının Bulunması.
- Gerçekleştirilen Tıbbi Müdahalenin, Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Uygun Bir Biçimde, Tıbbi Kural ve Tıp Biliminin En Son veri Ve Standartlarına Uygun Bir Yöntemle Gerçekleştirilmiş Olması.