DOKTOR GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI

DOKTOR GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI

DOKTORLARIN GÜVENLİK SORUŞTURMASI

Doktor adaylarında güvenlik soruşturması atanmak için TUS’a giren tüm adaylara yapılır. Doktor güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bir çok atamanın iptaline neden olabilir. Bu şekilde güvenlik soruşturması uzun süren doktor adayları da mevcut olabilir. Doktorluk güvenlik soruşturması 1-2 ay gibi kısa sürede bitirilse de sorun tespit edilen kişilerin güvenlik soruşturması 5-6 aya kadar uzayabilmektedir. Güvenlik soruşturması olumsuz doktor devlet kadrosunda hiçbir yerde çalışamadığı gibi özel hastanelerde çalışması da bazı durumlarda sorun teşkil edebilir. Bir alışkanlık olarak ne kadar çok “güvenlik soruşturması” adı verilse de doktorlara ve sağlık çalışanlarına güvenlik soruşturması yapılmaz. Doktor ve sağlık çalışanları arşiv araştırmasına tabidirler. Önceki meslek gruplarında da belirttiğimiz gibi arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması birbirinden farklı kavramlardır.

2)DOKTOR ADAYLARI İÇİN GÜVENLİK SORUŞTURMASI GEREKİR Mİ?

03.10.2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48.maddesine devlet kademelerinde görev alacak tüm memur adayları için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şartı eklenmiştir. Söz konusu husus, sadece memur olacak kişiler hakkında değil, devlette sözleşmeleri personel olarak çalışacak kişiler için de bir şart haline gelmiştir. Bu madde 2019 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve 2020 haziran ayında yeni güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kanun teklifi meclise sunulmuş ve kabul edilmiştir. Yeni Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kapsamında doktorlar için sadece arşiv araştırması yapılması gereklidir. Ekstra güvenlik soruşturması doktorlara yapılmaz. Bu nedenle 657 sayılı Devlet Memurları Kapsamında memur ya da sözleşmeli personel olarak istihdam edilecek doktorlar için güvenlik soruşturması yapılmayacaktır.  TUS güvenlik soruşturması geçiren ve olumlu sonuçlanan doktorlar her meslek grubunun güvenlik soruşturması gibi atamaya hak kazanır.

Devamını oku

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ VE DAVA SÜRECİ

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ VE DAVA SÜRECİ

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ VE DAVA SÜRECİ

Kadastro Kavramı ve Amacı

Kadastro, taşınmaz malların sınırlarının, hukuki durumlarının ve maliklerinin belirlenerek tapu siciline geçirilmesini sağlayan teknik ve hukuki bir işlemler bütünüdür. Türkiye’de kadastro faaliyetleri esas olarak 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre yürütülmektedir.

3402 sayılı Kanun’un 1. maddesinde kadastro faaliyetlerinin amacı açıkça belirtilmiştir. Buna göre kadastro; ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirlemek, hukuki durumlarını tespit etmek ve tapu sicilini kurmaktır. Bu düzenleme, kadastro işleminin hem teknik (ölçüm ve haritalama) hem de hukuki (mülkiyet ve ayni hakların belirlenmesi) boyutunu ortaya koymaktadır.

Kadastro Davaları Nelerdir?

Kadastro davaları, taşınmaz üzerinde hak sahibi olan kişilerin mülkiyet hakkını korumak adına açabileceği tapu davalarıdır. Kadastro, ülke sınırları içerisindeki taşınmazların sınırlarının belirlenmesini sağlar ve taşınmaz sahibine tapu verilir. Bu taşınmaz üzerinde hakkı olan taraflar, haklarını korumak adına kadastro tespitine itiraz davası açabilir.

Kadastro itirazı, kadastro ekibinin çalışmalarına devam ettiği süre içerisinde, taşınmazın sınırları belirlenmeden yapılabilir. En geç on gün içerisinde taşınmaz sınırlarının kesin olarak belirlenmesinden önce itiraz edilmelidir. Bu süreçte sunulan belgelerin geçerli olması gerekir. İtiraz eden kişi, ilan süresi olan 30 gün içerisinde dava açabilir.

Kadastro ekibinin çalışmalarının sona ermesi ve kadastro müdürü tarafından onaylanan tutanaklar olması halinde kadastro mahkemesinin kesin kararları 3 ay içerisinde tapu kütüklerine kayıt edilir. Bu durumda, taşınmaz üzerinde hak sahibi olan ve mülkiyet hakkını korumak isteyen kişilerin 10 sene içerisinde dava açması gerekir. Zamanaşımı olması halinde dava açılması mümkün değildir.

Kadastro Tespiti Nedir?

  • Kadastro tespiti, kadastro çalışmaları sırasında bir taşınmazın;
  • Sınırlarının,
  • Yüzölçümünün,
  • Niteliğinin (arsa, tarla, bağ, bahçe vb.),
  • Malikinin veya hak sahiplerinin,
  • Üzerindeki ayni hakların

idari bir işlemle belirlenmesidir.

Kadastro tespiti, teknik ölçüm işlemiyle birlikte hukuki incelemeyi de içerir. Kadastro ekipleri taşınmazın bulunduğu yerde inceleme yapar, zilyetlik durumunu araştırır, varsa tapu kayıtlarını ve diğer belgeleri değerlendirir ve bu doğrultuda bir tespit tutanağı düzenler.

3402 sayılı Kanun’un 4 ve devamı maddelerinde kadastro çalışmalarının nasıl yürütüleceği düzenlenmiştir. Kadastro ekipleri; kadastro teknisyeni, bilirkişi ve mahalle/köy muhtarının katılımıyla arazi üzerinde inceleme yapar. Yapılan tespitler tutanak altına alınır ve askıya çıkarılır.

 

Kadastro Tespitinin Hukuki Niteliği ve Kadastro Tespitine İtiraz

Kadastro tespitine itiraz davası, taşınmazın mülkiyetine ilişkin olarak yapılan kadastro çalışmalarının sonucunda düzenlenen tutanaklara karşı ilgililer tarafından açılabilen özel nitelikli bir dava türüdür. Türkiye’de taşınmazların tapuya tescili ve mülkiyetin hukuken belirlenmesi amacıyla yapılan kadastro çalışmaları, 3402 sayılı Kadastro Kanunu ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde yürütülür. Bu işlemler sırasında yapılan tespitlerin gerçeğe aykırı olması, hak sahipliğine ilişkin hatalı değerlendirme yapılması veya tapu kayıtlarında uyuşmazlık bulunması durumlarında, hakları zedelenen ilgililer bu davayı açabilir. Bu durumda yapılan itiraz kadastro tespitine itiraz davasına vücut verir.

Kadastro tespiti; taşınmazın sınırlarının, malikinin, vasfının ve yüzölçümünün belirlenerek kadastro tutanağına geçirilmesini ifade eder. Bu tutanakların kesinleşmeden önce ilan edilmesi ve ilgililere duyurulması gereklidir. Bu ilan süresi içinde itiraz edilmezse, kadastro tespitleri kesinleşir ve taşınmazın bu şekilde tescili yapılır. Ancak, itiraz süresi içinde veya belirli koşullar altında bu tespitlere karşı dava açılması mümkündür. İşte bu dava, kadastro tespitine itiraz davası olarak adlandırılır.

Kadastro Tespitine İtiraz Davasında Usul ve Yöntem

Genel Çerçeve ve Hukuki Dayanak

Kadastro tespitine itiraz davası, doğrudan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 10. ve 12. maddeleriyle ilişkilidir. İlgili maddelerde kadastro tutanaklarının nasıl düzenleneceği, ilgililere nasıl bildirileceği ve itiraz edilmezse nasıl kesinleşeceği açıkça belirtilmiştir. Özellikle 12. madde, ilan edilen tutanaklara karşı dava açılabilecek süreleri ve koşulları düzenlemekte; bu yönüyle hak düşürücü sürelerin belirlenmesinde esas alınmaktadır.

Ayrıca, Türk Medeni Kanunu ile birlikte HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) da bu davanın usul hükümlerini belirlemektedir. Görevli mahkemenin belirlenmesi, delillerin değerlendirilmesi, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi süreçler HMK’ya göre yürütülür.

Kadastro Tespitine İtiraz Davası Nasıl Açılır?

Kadastro, ülke sınırları içerisinde yer alan taşınmazların sınırlarının belirlenmesi, haritadaki yerinin belirlenmesi için yapılan incelemeler sonucunda taşınmaz sahibine tapu verilmesidir. Kadastro çalışmaları bittikten sonra kadastro müdürünün kararı ile en geç 3 ay içerisinde tapı kaydı, kütüğe yapılır. İncelemelerin haksız olması ve alınan kararın yanlış olması durumunda mülkiyet sahiplerinin itiraz etme hakkı vardır.

Kadastro tespitine itiraz edilmesi için kadastro çalışmalarının bitmemiş olması gerekir. 3 ay içerisinde incelemeler sürerken mülkiyet sahibi kişiler, kadastro itiraz davası açabilir. Kadastro çalışmalarının sonra ermesi ve kütük kaydının yapılması halinde itiraz edecek kişilerin 10 yıl içerisinde dava açması gerekmektedir. Kadastro tespiti davalarında zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre sonunda taşınmaz sahiplerinin dava açma hakkı yoktur.

 

Kadastro Tespitine İtiraz Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Nedir?

Kadastro tespitine itiraz davalarında görevli mahkeme, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca belirlenir. Bu maddeye göre, kadastro işlemleri sürecinde yapılan tespitlere karşı açılan davalarda görevli mahkeme, kadastro mahkemeleridir. Ancak her adliyede özel bir kadastro mahkemesi kurulmamış olabilir. Bu durumda görev, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Yani, davanın açılacağı yerde kadastro mahkemesi varsa doğrudan o mahkemeye; yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurulmalıdır. Uygulamada çoğu taşra adliyesinde ayrı bir kadastro mahkemesi bulunmadığından, davalar genellikle Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmektedir.

Özetle Kadastro Mahkemesi varsa doğrudan o mahkeme görevlidir. Kadastro Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olur.

Yetkili mahkeme, davaya bakma hakkı olan coğrafi yargı yerini ifade eder. Kadastro tespitine itiraz davalarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu husus, hem 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ilgili hükümlerinden hem de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 12. maddesinden kaynaklanmaktadır.

HMK madde 12’ye göre, taşınmazın aynına ilişkin davalarda yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Kadastro tespitine itiraz davaları da taşınmazın aynına ilişkin davalardan olduğu için yetki taşınmazın bulunduğu yere aittir. Bu kural kamu düzenine ilişkindir ve mahkeme, tarafların açık bir yetki sözleşmesi yapsa dahi başka bir yerdeki mahkemede davaya bakamaz.

Kadastro Davası Kimler Arasında Açılabilir?

Bu davada davayı açabilecek kişi hak sahibi olan mülkiyet sahipleridir. Tespitin yanlış yapılması nedeniyle zarar gören kişi, tespiti yapan ekipler kusurlu olsa dahi devletin sorumluluğu doğduğundan, devlete husumet yöneltebilecektir. Yani davada, devletin işlemi yapan ilgili birimleri davalı sıfatını taşımaktadır.

Kadastro Tespitine İtiraz Davasında Süreler ve Hak Düşürücü Sürelerin Önemi

Kadastro tespitine itiraz davaları, belirli süreler içinde açılması gereken ve bu sürelere uyulmadığı takdirde dava hakkının ortadan kalktığı özel nitelikli davalardır. Özellikle 3402 sayılı Kadastro Kanunu kapsamında yürütülen işlemlerde, hak düşürücü sürelerin kaçırılması halinde, mülkiyet hakkı kaybedilebilir ve tespit kesinleşmiş olur. Bu nedenle sürelere dair bilgi sahibi olmak ve dava stratejisini buna göre belirlemek hayati öneme sahiptir.

Kadastro tespitine karşı açılacak davalarda, itiraz süresi 30 gündür. Bu süre, kadastro tutanaklarının ilan edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, bu ilan süresi sonunda tespitler kesinleşir ve artık tescil aşamasına geçilir. Dolayısıyla bu 30 günlük süre içerisinde dava açılmazsa, tespit kesinleşir ve hukuki açıdan artık geçersiz sayılabilecek bir tespit dahi hukuk düzeni tarafından geçerli kabul edilir.

Bu sürenin istisnasız bir şekilde uygulanması, hak kayıplarının en büyük nedenlerinden biridir. Çünkü bu 30 günlük süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Yani süre geçtikten sonra, mahkemenin taraflara süreyi uzatma ya da haklı sebep nedeniyle sürenin yeniden başlamasını sağlama yetkisi yoktur. Mahkeme, süre geçtikten sonra açılan davayı usulden reddeder.

Kadastro Tespitinde 30 Günlük Askı Süresi: İlan Süresinin Başlangıcı

Kadastro tespitleri tamamlandığında, tespit tutanakları ilgili köy veya mahalle muhtarlığında ve kadastro müdürlüğünde 30 gün süreyle askıya çıkarılır. Bu askı ilanı, itiraz süresinin başlangıcıdır. Tutanakların askıya çıkarıldığı ilk gün süre işlemeye başlar. Taraflara ayrıca bir tebligat yapılmaz. Bu nedenle, taşınmazla ilgisi olan herkesin ilan tarihini takip etmesi gerekir.

İlan süresi boyunca tutanaklara itiraz edilmezse, kadastro tespitleri kesinleşir ve ilgili tapu siciline tescil edilir. Tescil işlemi gerçekleştikten sonra, bu tapu kaydına karşı açılacak davalar artık “tescilin iptali ve tescil” davası niteliği taşır ve ispat yükü daha ağırdır. Bu nedenle, ilan süresinin yakından takip edilmesi büyük önem arz eder.

İtiraz süresi olan 30 gün içerisinde dava açılmaması durumunda:

  • Kadastro tespiti kesinleşir.
  • Tapu siciline kayıt yapılır.

Artık sadece “tescilin iptali ve tescil” davası açılabilir.

Bu tür davalarda ispat yükü, kadastro itiraz davasına göre çok daha ağırdır.

Bu nedenle kadastro tespitine ilişkin herhangi bir şüphe, sınır ihtilafı ya da yanlış tespit olduğunu düşünen kişilerin, 30 günlük ilan süresi içinde mutlaka dava açmaları gerekir.

Kadastro Hukukunda Tapu İptal ve Tescil Davaları

Tapu iptali ve tescil davası, kadastro davalarından biridir. Tapu iptali davası, taşınmazın haksız yollarla üçüncü kişilere geçmiş olması durumunda açılır. Taşınmaz sahibinin mülkiyet haklarını korumak adına dava açma hakkı vardır. Tapu iptali davası, taşınmazın bulunduğu bölgedeki yetkili mahkemeye açılır.

Tapu iptali davası, asliye hukuk mahkemesine dilekçe yazılarak açılır. Taşınmazın bulunduğu bölge dışında hiçbir asliye hukuk mahkemesi bu davayı kabul etmez. Tapunun haksız bir şekilde başka bir kişiye ait olması durumunda mülkiyet sahibinin kanıt sunarak dava açması gerekir. Karşı tarafın ölmesi ve kayıp olması durumunda dava, mirasçılara açılır.

Kadastro Davalarında Dava Açma Süreci ve Dava Dilekçesinin Hazırlanması

Dava süreci, doğru ve kapsamlı bir dava dilekçesinin hazırlanmasıyla başlar. Dilekçede öncelikle davanın konusu açık şekilde belirtilmelidir: “Kadastro tespitine itiraz” davası. Ardından davacı ile davalı bilgileri, taşınmaza ilişkin ada, parsel, köy/mahalle ve ilçe bilgileri eksiksiz yazılmalıdır. Bu bilgiler kadastro tespitinin hangi parseli kapsadığını somut olarak göstermeli, mahkemede karışıklığa yol açmayacak netlikte olmalıdır.

Dilekçede ayrıca tespitin neden hatalı olduğu ve hangi gerekçeyle iptal edilmesi gerektiği açık şekilde anlatılmalıdır. Bu iddialar; mülkiyet hakkının ihlal edildiği, tespitin yanlış sınıra göre yapıldığı, zilyetliğin göz ardı edildiği ya da önceki tapu kayıtlarının dikkate alınmadığı gibi somut vakıalara dayanmalıdır.

 

Kadastro tespitine itiraz davaları, nispi harca tabi olmayan davalardandır. Bu nedenle davacı, davayı açarken maktu harç öder. Ayrıca keşif, bilirkişi ve tebligat gibi işlemler için peşin gider avansı yatırılması gerekir. Bu gider kalemlerinin zamanında yatırılmaması durumunda dava usulden reddedilebilir veya işlem yapılmaksızın bekletilebilir.

Dava açıldıktan sonra mahkeme genellikle keşif ve bilirkişi incelemesi yapacağı için, ek gider avanslarının yatırılması gerekebilir. Bu noktada tarafların süreci dikkatle takip etmeleri önemlidir.

Kadastro Davalarında İddiaların Somutlaştırılması

Davacı, itirazını desteklemek için dilekçede yalnızca hukuki gerekçelere değil, aynı zamanda somut vakıalara dayanmalıdır. Örneğin:

  • Tapu kayıtları (önceki malikin adı, sınırların gösterildiği tapu planları),
  • Zilyetlik belgeleri (vergi kayıtları, elektrik/su abonelikleri),
  • Tanık beyanları (komşu parsel maliklerinin ifadesi),
  • Fotoğraflar, kroki veya haritalar,
  • İdari kararlar veya önceki mahkeme kararları.

Bu deliller mahkemeye sunulmalı, gerekirse fotokopi yerine asılları veya onaylı suretleri ibraz edilmelidir. Delillerin eksik sunulması, iddianın ispat edilememesi anlamına gelir.

Türk Kamu Hukukunda Memuriyet Statüsü

Türk Kamu Hukukunda Memuriyet Statüsü

Türk Kamu Hukukunda Memuriyet Statüsü: Kavramsal Çerçeve, Haklar ve Yükümlülükler 

Kimlere Memur Denir?

Türkiye Cumhuriyeti idaresinde memuriyet ve kamu görevliliği statüsü, Anayasa ve çeşitli kanunlarla düzenlenen, kapsamı yürüttükleri hizmetin niteliğine göre değişen geniş bir yapıyı ifade eder. İdarede yer alan memuriyet ve istihdam türleri, kaynaklar ışığında şu şekilde sınıflandırılmaktadır:

Devamını oku

Diplomatik Ajanların Kişi Dokunulmazlığı

Diplomatik Ajanların Kişi Dokunulmazlığı

Diplomatik Ajanların Kişi Dokunulmazlığı

Diplomatik ajan, bir misyonun en üst yöneticisi olan misyon şefi ile misyonun diplomatik kadrosuna mensup olan üyeleri ifade eder.

Diplomatik ajan sayılmanın temel kriterleri ve bu kişilerin statüleri şu şekilde detaylandırılmıştır: Devamını oku

Konsüler Misyon Personeli Kimlik Kartları ve Renk Kodlarına Göre Bağışıklık Seviyeleri

Konsüler Misyon Personeli Kimlik Kartları ve Renk Kodlarına Göre Bağışıklık Seviyeleri

Konsüler Misyon Personeli Kimlik Kartları ve Renk Kodlarına Göre Bağışıklık Seviyeleri  

Türkiye’deki yabancı misyonlarda görev yapan personel ve beraberindeki aile üyelerine Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen kimlik kartları; kimlik ispatı, ikamet izni muafiyeti ve uluslararası hukuktan kaynaklanan ayrıcalık ve bağışıklık seviyelerinin belirlenmesi açısından temel belge niteliğindedir. Bu kartlar, hamilinin misyondaki statüsüne göre farklı renk bantları ve kodlarla sınıflandırılmaktadır.  Devamını oku

Diplomatik Pasaport Sahiplerinin Vizesiz Seyahat Hakları ve Sağlanan Ayrıcalıklar 

Diplomatik Pasaport Sahiplerinin Vizesiz Seyahat Hakları ve Sağlanan Ayrıcalıklar 

Diplomatik Pasaport Sahiplerinin Vizesiz Seyahat Hakları ve Sağlanan Ayrıcalıklar 

Diplomatik pasaport, Türkiye Cumhuriyeti adına uluslararası düzeyde resmî temsil görevi icra eden üst düzey devlet yetkililerine ve diplomatlara verilen, en yüksek statülü seyahat belgesidir. Siyah renkte ve 28 sayfa olarak düzenlenen bu belge, yalnızca sahibine değil, belirli şartlar altında aile fertlerine de uluslararası seyahatlerde geniş kapsamlı protokol avantajları ve muafiyetler tanır. 

Diplomatik pasaport nedir, kimlere verilir? Daha fazla bilgi için↓

Diplomatik Pasaport (Siyah Pasaport) Nedir ve Kimlere Verilir? 

Geniş Kapsamlı Vize Muafiyetleri 

Siyah pasaportun en temel avantajı, dünya genelinde 170’ten fazla ülkeye vizesiz veya kolaylaştırılmış giriş imkânı sağlamasıdır. Bu pasaport türü, sahiplerine uluslararası arenada hareket serbestisi tanıyarak resmî görevlerin aksamadan yürütülmesini hedefler. 

  • Avrupa: Schengen bölgesi dahil olmak üzere Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere gibi toplamda 42 Avrupa ülkesine vizesiz giriş yapılabilmektedir. 
  • Asya ve Amerika: Azerbaycan, Japonya ve Singapur gibi 40’tan fazla Asya ülkesinin yanı sıra; Brezilya, Arjantin ve Meksika gibi pek çok Amerika kıtası ülkesine vize almadan seyahat etmek mümkündür. 
  • İstisnalar ve Kısıtlamalar: Bazı ülkeler (örneğin ABD), diplomatik pasaport sahiplerinden bile resmî ziyaretler için özel vize kategorileri (A/G vizeleri gibi) talep edebilmektedir. Ayrıca, vize muafiyeti genellikle kısa süreli seyahatler için geçerlidir; 90 günü aşan eğitim veya çalışma durumlarında ilgili ülkenin ikamet ve vize prosedürleri takip edilmelidir. 

Devamını oku

Diplomatik Pasaport (Siyah Pasaport) Nedir ve Kimlere Verilir? 

Diplomatik Pasaport (Siyah Pasaport) Nedir ve Kimlere Verilir? 

Diplomatik Pasaport (Siyah Pasaport) Nedir ve Kimlere Verilir? 

Diplomatik pasaport, yaygın adıyla siyah pasaport, uluslararası ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti adına resmî temsil görevi üstlenen üst düzey kamu görevlilerine ve diplomatlara verilen özel statülü bir seyahat belgesidir. 5682 sayılı Pasaport Kanunu çerçevesinde düzenlenen bu belge, sahibine ve belirli şartlar altında ailesine uluslararası seyahatlerde çeşitli protokol avantajları ve vize muafiyetleri sağlar. 

Diplomatik Pasaportun Özellikleri ve Sağladığı Haklar 

Devamını oku

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDA GÖREV SÜRESİ NASIL HESAPLANIR?

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDA GÖREV SÜRESİ NASIL HESAPLANIR?

 

 

1. Giriş

Dışişleri Bakanlığında görev süresinin hesaplanması; görevde yükselme, yeterlilik sınavlarına girme, yurtdışına sürekli görevle atanma ve bazı üst unvanlara yükselme bakımından belirleyici bir hukuki kriter niteliğindedir. Görev süresinin hatalı hesaplanması, personelin terfi imkânının ortadan kalkmasına, yurtdışı görevlendirmeden mahrum bırakılmasına veya hak düşürücü sürelere takılmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle görev süresinin hangi dönemleri kapsadığı, hangi sürelerin fiilî hizmetten sayıldığı ve hangilerinin hariç tutulduğu hususları mevzuat hükümleri esas alınarak değerlendirilmelidir.

2. Görev Süresi Kavramı ve Hukuki Dayanağı

Dışişleri Bakanlığı personeli bakımından görev süresi, çoğu durumda “fiilî hizmet süresi” esasına göre hesaplanmaktadır. Bu kavram, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki genel düzenlemeler ile Dışişleri Bakanlığına özgü özel yönetmelik hükümlerinin birlikte uygulanması suretiyle belirlenmektedir.

Diplomatik kariyer personeli bakımından görev süresinin hesaplanmasına ilişkin temel düzenleme, Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Kariyer Memurlarının Görevde Yükselme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde yer almaktadır.

3. Diplomatik Kariyer Memurlarında Görev Süresinin Hesaplanması

3.1. Unvan Grupları ve Asgari Süre Esası

Anılan Yönetmeliğin 4’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, diplomatik kariyer memurlarının görevde yükselmeleri unvan grupları itibarıyla gerçekleştirilir. Her bir unvan grubunda geçirilmesi gereken asgari süreler belirlenmiş olup, bu süreler:

  • meslek memurları için EK-1 sayılı tabloda,
  • konsolosluk ve ihtisas memurları için EK-2 sayılı tabloda

gösterilmiştir.
Her bir unvan grubunda en az bir yıl fiilen görev yapılması asgari şarttır.

3.2. Asgari Süre Tek Başına Yeterli midir?

Yönetmeliğin 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrası, görev süresinin yalnızca süre hesabına indirgenemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre, bir üst unvan grubuna terfide;

  • memurun başarı düzeyi,
  • idarecilik kabiliyeti,
  • mesleki birikimi ve gelişimi,
  • görev motivasyonu ve disiplin durumu

Bakanlık Komisyonu tarafından birlikte değerlendirilir. Asgari süre tamamlanmış olsa dahi, yeterli görülmeyen personel üst unvan grubuna yükseltilmez.

 

4. Merkez Teşkilatı Personelinde Görev Süresinin Hesaplanması

Merkez teşkilatında görev yapan ve diplomatik kariyer kapsamında bulunmayan personelin görev süresinin hesaplanması, esas itibarıyla Dışişleri Bakanlığı Merkez Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği ile Dışişleri Bakanlığı Memurlarının Yurtdışına Sürekli Görevle Atanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu personel bakımından görev süresi, merkez teşkilatında geçirilen kesintisiz ve fiilî hizmet süresi esas alınarak değerlendirilir.

Özellikle yurtdışına sürekli görevle atanma bakımından, merkez memurları ve mali hizmetler uzmanları için belirli bir asgari fiilî hizmet süresinin tamamlanmış olması zorunlu tutulmuştur. Nitekim söz konusu Yönetmeliğin 11’inci maddesinde, merkez teşkilatında askerlik dâhil olmak üzere en az yedi yıl kesintisiz ve fiilî hizmet şartı aranmış; bu sürenin altında kalan personelin yurtdışı sürekli görevlere atanamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Aynı Yönetmeliğin 12’nci maddesinde ise, 11’inci maddede öngörülen şartları sağlayamayan personel için daha uzun fiilî hizmet sürelerine bağlı istisnai atama rejimi öngörülmüştür.

Bu kapsamda merkez teşkilatı personeli bakımından görev süresi hesabında, görev yapılan birimin niteliği, hizmetin fiilen yerine getirilmiş olması ve kesintisizlik ilkesi belirleyici olup; görev süresinin hatalı veya eksik hesaplanması, yurtdışı görevlendirme imkanının tamamen ortadan kalkmasına yol açabilmektedir.

5.Görev Süresi Hesabında Ortak İlkeler (Tüm Personel Bakımından)

Dışişleri Bakanlığı personeli bakımından görev süresinin hesaplanmasında, personelin statüsünden bağımsız olarak uygulanan bazı ortak hukuki ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkeler, farklı yönetmelik hükümlerinde açıkça veya örtülü biçimde benimsenmiştir.

İlk olarak, fiilî hizmet kavramı esas alınmaktadır. Fiilî hizmetten anlaşılması gereken, memurun hukuken görevli sayıldığı süreler değil; görevin fiilen ifa edildiği dönemlerdir. Bu nedenle ücretsiz izinli geçirilen süreler, görev süresi hesabına dahil edilmez. Buna karşılık, askerlik hizmetinde geçirilen süreler ile Bakanlığın izniyle uluslararası kuruluşlarda geçirilen süreler, açık mevzuat hükümleri gereği görev süresine dahil edilir.

İkinci olarak, görev süresi hesabında başarısızlık veya yeterlilik şartlarının yerine getirilmemesi nedeniyle geçirilen fazladan süreler, personel lehine sonuç doğuracak şekilde değerlendirilmez. Özellikle yeterlilik sınavlarında başarısızlık nedeniyle alt unvanda geçirilen ilave sürelerin görev süresi hesabına katılmaması, bu ilkenin somut bir yansımasıdır.

Son olarak, görev süresi hesabı idarenin takdir yetkisi kapsamında serbestçe belirlenebilen bir alan olmayıp, açık mevzuat hükümlerine bağlı bir hesaplamadır. Görev süresinin yanlış hesaplanması, terfi, yurtdışı atama veya hak düşürücü süreler bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabileceğinden, bu tür işlemler yargı denetimine açık olup, Danıştay içtihatlarında da görev süresi hesabına ilişkin mevzuata aykırı uygulamaların hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir.

 

6. Görev Süresi Hesabında Dikkate Alınan Süreler

6.1. Askerlikte Geçirilen Süre

Yönetmeliğin 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, memuriyete girişten önce yapılmış olsa dahi askerlik hizmetinde geçirilen süreler, görev süresinin hesabında dikkate alınır. Bu süre, fiilî hizmet süresine dahil edilerek unvan gruplarında geçirilmesi gereken asgari sürelerin hesaplanmasında esas alınır.

6.2. Uluslararası Kuruluşlarda Geçirilen Süre

Aynı fıkra uyarınca, Bakanlığın izniyle uluslararası kuruluşlarda geçirilen süreler de görev süresinin hesabına dahil edilir. Bu düzenleme, Dışişleri Bakanlığı personelinin uluslararası tecrübesinin kariyer ilerlemesine olumsuz yansımamasını amaçlamaktadır.

 

7. Görev Süresi Hesabında Dikkate Alınmayan Süreler

7.1. Ücretsiz İzin Süreleri

Yönetmeliğin 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası, ücretsiz izinli olarak geçirilen sürelerin görev süresi hesabına dahil edilmeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla ücretsiz izin dönemleri, unvan gruplarında geçirilmesi gereken asgari sürenin hesabında dikkate alınmaz.

7.2. Başarısızlık Nedeniyle Alt Unvanda Geçirilen Fazladan Süreler

Başkatiplik ve konsolosluk yeterlilik sınavında başarısızlık nedeniyle bir alt unvan grubunda geçirilen fazladan süreler, görev süresi hesabına dahil edilmez. Bu düzenleme, başarısızlığın kariyer ilerlemesi bakımından otomatik bir avantaj yaratmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

 

Görev Süresi Hesaplamasına İlişkin Özet Tablo

Personel Türü / Süre Türü Görev Süresi Hesabına Dahil mi? Hukuki Dayanak Açıklama
Diplomatik kariyer memurları (meslek, konsolosluk, ihtisas) ✔️ Dahil Diplomatik Kariyer Memurları GY Yönetmeliği m.4 Görev süresi, unvan grupları ve EK-1 / EK-2 tablolarındaki asgari süreler esas alınarak hesaplanır.
Merkez teşkilatı personeli ✔️ Dahil Merkez Memurları GY ve Unvan Değişikliği Yön.; Yurtdışı Atama Yön. m.11–12 Kesintisiz ve fiilî hizmet süresi esas alınır; yurtdışı atamalarda asgari süre şarttır.
Askerlik hizmetinde geçirilen süre ✔️ Dahil Diplomatik Kariyer GY Yön. m.4/6 Memuriyete girişten önce yapılmış olsa dahi görev süresine eklenir.
Bakanlık izniyle uluslararası kuruluşlarda geçen süre ✔️ Dahil Diplomatik Kariyer GY Yön. m.4/6 Uluslararası görevlendirmeler fiilî hizmetten sayılır.
Ücretsiz izinli geçirilen süreler ❌ Hariç Diplomatik Kariyer GY Yön. m.4/6 Görev fiilen yerine getirilmediği için süre hesabına katılmaz.
Yeterlilik sınavında başarısızlık nedeniyle alt unvanda geçen ek süre ❌ Hariç Diplomatik Kariyer GY Yön. m.4/6 Başarısızlığın kariyer ilerlemesine avantaj sağlaması engellenmiştir.
Yurtdışında fiilen görev yapılan süre ✔️ Dahil Yurtdışı Atama Yön. m.11–12 Yurtdışı görevler fiilî hizmet kapsamında değerlendirilir.
Hak düşürücü süre hesabı (30 yıl) ✔️ Dahil Diplomatik Kariyer GY Yön. m.9 Askerlik dâhil fiilî hizmet süresi esas alınır.
Kesintisiz hizmet şartı ✔️ Aranır Yurtdışı Atama Yön. m.11–12 Merkez personeli için yurtdışı atamalarda kesintisizlik şarttır.
Görev süresinin idarece serbestçe belirlenmesi ❌ Mümkün değil Anayasa m.125, Danıştay içtihatları Görev süresi hesabı açık mevzuata bağlıdır, takdir yetkisi yoktur.

 

 

8. Görev Süresinin Yurtdışı Atamalarla İlişkisi

Dışişleri Bakanlığı Memurlarının Yurtdışına Sürekli Görevle Atanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te de görev süresi, yurtdışı atamalar bakımından temel şartlardan biri olarak düzenlenmiştir. Özellikle merkez memurları ve mali hizmetler uzmanları bakımından;

  • belirli bir asgari fiilî hizmet süresinin tamamlanmış olması,
  • bu sürenin kesintisiz ve fiilî olması

aranmaktadır (Yönetmelik m.11 ve m.12).

Daha fazla bilgi için ↓

https://www.yildizhukukdanismanlik.com/disisleri-bakanliginda-gorevde-yukselme-ve-yurt-disina-surekli-gorevle-atanma-sartlari/

 

9. Görev Süresinin Hak Düşürücü Sürelerle İlişkisi

Diplomatik kariyer memurları bakımından bazı üst unvanlara terfide hak düşürücü süreler öngörülmüştür. Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Kariyer Memurlarının Görevde Yükselme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 9’uncu maddesi, askerlik dâhil otuz yıllık fiilî hizmet süresi içerisinde belirli unvanlara ulaşamayan personelin bu unvanlara yükselme hakkını kaybedeceğini düzenlemektedir. Bu nedenle görev süresinin doğru hesaplanması, hak kaybı yaşanmaması bakımından kritik öneme sahiptir.

 

10. Yanlış Görev Süresi Hesaplamasının Hukuki Sonuçları

Görev süresinin hatalı hesaplanması;

  • terfiye hak kazanılamaması,
  • yeterlilik sınavına alınmama,
  • yurtdışı görevlendirmeden mahrum kalma

gibi sonuçlar doğurabilir. Bu tür işlemler, Anayasa’nın 125’inci maddesi uyarınca yargı denetimine tabidir. Danıştay içtihatlarında, görev süresi hesabına ilişkin açık mevzuat hükümlerine aykırı tesis edilen işlemlerin hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir.

 

11. Sonuç

Dışişleri Bakanlığında görev süresi hesabı, genel kamu personel rejiminden farklı olarak, özel yönetmelik hükümleriyle ayrıntılı biçimde düzenlenmiş bir alandır. Fiilî hizmet süresinin hangi dönemleri kapsadığı ve hangi sürelerin hariç tutulduğu hususları açıkça belirlenmiştir. Bu nedenle gerek görevde yükselme gerek yurtdışı atamalar bakımından görev süresinin mevzuata uygun biçimde hesaplanması, personelin hak kaybına uğramaması açısından zorunludur.

 Hukuki Not

Görev süresinin hatalı hesaplandığını düşünen personelin, idari başvuru ve dava açma sürelerini kaçırmadan hukuki yollara başvurması önem arz etmektedir.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDA GÖREVDE YÜKSELME VE YURT DIŞINA SÜREKLİ GÖREVLE ATANMA ŞARTLARI

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDA GÖREVDE YÜKSELME VE YURT DIŞINA SÜREKLİ GÖREVLE ATANMA ŞARTLARI

 Giriş

Dışişleri Bakanlığı, kamu personel rejimi içinde kendine özgü kariyer, terfi ve görevlendirme sistemine sahip kurumlardan biridir. Bakanlık personelinin görevde yükselmesi ve yurt dışına sürekli görevle atanması, klasik idari atama anlayışından farklı olarak; kariyer, liyakat, temsil kabiliyeti ve kurumsal ihtiyaç esaslarına dayalı özel bir rejim çerçevesinde düzenlenmiştir. 

Bu makalede, Dışişleri Bakanlığında görevde nasıl yükselineceğikimlerin ve hangi şartlarla yurtdışına atanabileceğiidarenin takdir yetkisinin sınırları ve uygulamada karşılaşılan hukuki sorunlar, yürürlükteki mevzuat ve yargı içtihatları ışığında ele alınmaktadır. 

Devamını oku

YURT DIŞINDA GÖREV YAPAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI PERSONELİNİN MALÎ HAKLARI NELERDİR?

YURT DIŞINDA GÖREV YAPAN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI PERSONELİNİN MALÎ HAKLARI NELERDİR?

1. GİRİŞ

Dışişleri Bakanlığı personeli, Türkiye Cumhuriyeti’ni yurt dışında temsil etmek üzere büyükelçilikler, başkonsolosluklar ve daimi temsilciliklerde görevlendirilmektedir. Yurt dışı görevler; yüksek yaşam maliyetleri, güvenlik riskleri, temsil yükümlülükleri ve eğitim giderleri gibi ek mali külfetler doğurduğundan, Türk hukukunda yurt dışında görev yapan personele özgü özel bir mali haklar rejimi öngörülmüştür. Devamını oku