İDARİ YARGI KARARLARININ UYGULANMAMASI NEDENİ İLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

Ülkemizde son zamanlarda mahkeme kararları idare tarafından yerine getirilmemekte yada eksik olarak getirilmekte veyahut yerine getirilmemesi için yeni işlemler tesis edilerek mahkeme kararları bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Bu yazımızda artık ender rastlanan bir olay olmaktan çıkan idari yargı kararların yerine getirilmemesi durumdan mağdur olanların hangi yasal yollara başvurabileceği ve kararların uygulanmamasından doğan mağduriyetlerini ne şekilde giderebilecekleri başlıklar halinde incelenmiştir.

Kararlar hangi süre içerisinde uygulanmalıdır ?

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. [İYUK Madde 28]

Kararların uygulanmaması konusunda idarenin bir takdir yetkisi var mıdır?

İdarenin bu konuda herhangi bir takdir yetkisi yoktur. Mevzuatımızda, yargı kararlarının uygulanması konusunda idareye takdir yetkisi tanınmadığı açıktır. (D. 5. Da. , T: 29.12.1999, E: 1999/510, K: 1999/4566)

Anayasa Md.138/son: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” demektedir.

Yürütmenin durdurulmasına dair kararlar da aynı sürede uygulanmalı mıdır?

Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına ve doktrindeki kabule göre, yürütmenin durdurulması kararlarının, bir uyuşmazlığın esastan sonuçlanmasına kadar dava konusu idari işlemi askıya alan ve hukuki etkisi esas hükümle birlikte sona eren kararlardır. (Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 11.12.1998, E:1997/652, K:1998/642) Yürütmenin durdurulmasına dair olan kararlar, idari işlemi değil, onun icrailiğini (yürütülebilirliğini) askıya alıcı etki yaparlar. Yürütmenin durdurulmasına dair kararlar da, kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz gün içinde uygulanmak zorundadır. (Anayasa Mahkemesi 19.11.2020 tarihli Hasan Gün kararı, Başvuru Numarası: 2018/9459 Karar Tarihi: 19/11/2020 R.G. Tarih ve Sayı:17/2/2021-31398)

Kararın Uygulanmaması bir suç mudur ?

Mahkeme kararlarının ilgiler tarafından uygulanmaması Türk Ceza Kanunu kapsamında görevi kötüye kullanma suçu teşkil etmektedir. Söz konusu suçun işlenebilmesi için mahkeme kararının belirtilen sürelerde yerine getirilmemesi yeterli olup ayrıca kamu görevlisinin garaz, kin, husumet ve benzeri duyguların etkisiyle hareket etmesi aranmamaktadır. Kararı uygulamakla görevli kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununun 257. Maddesinde; “(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ” denilmiştir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu; “…Anayasa kuralları, buyurucu ve bağlayıcı Hukuk kurallarıdır. Mahkeme kararlarının geciktirilmeden yerine getirilmesi zorunludur. İnsan hak ve özgürlüklerini; sosyal adaleti, toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve güvence altına almayı amaçlamış demokratik bir Hukuk Devletinde, açıklanan Anayasa ve kanun kurallarına rağmen bir Mahkeme kararının yerine getirilmemesi düşünülemez. Aksi halde bu kanun kuralları kâğıt üzerinde kalmaya zorunlu, değersiz sözcükler olmaktan öteye gidemez. (…) Bir kamu görevlisinin mahkeme kararlarını uygulamama ve yukarıda açıklanan Kanuni kuralları bilmedikleri ileri sürülemez. Öyle ise; açık, kesin ve emredici Kanun kurallarına bilerek aykırı davranış da kişisel kusur kabul edilmek gerekir. (…) Görülüyor ki, mahkeme kararlarında, suçun oluşması için İdare Mahkemesi kararını yerine getirmeyen Kamu görevlisinin ayrıca garaz, kin, husumet ve benzeri duyguların etkisiyle hareket etmesi aranmamaktadır. Sadece kararın uygulanmaması suç teşkil ettiğine göre (…)” demektedir. (YİBGK, 1978/7 E., 1979/2 K., 22.10.1979 T.) d

Kararın uygulanmaması nedeni ile maddi ve manevi tazminat davası açabilir miyim ?

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. [İYUK madde 28/3]

Maddi ve manevi tazminat şartları nelerdir ?

Önemle belirtmek gerekirse mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeni ile açılan tazminat davaları bir tam yargı davası değil kanunen düzenlenmiş özel bir tazminat türüdür. Uygulamada iki dava birbiri ile karıştırılmaktadır. Maddi ve Manevi Tazminat için öncelikle zararın olması gerekmektedir. Zarar, bir Danıştay kararında “Bir hukuk süjesinin mal varlığında görülen ve parayla değerlendirilebilen azalma veya çoğalma olanağından yoksunluk” olarak tanımlanmıştır. Zararla birlikte bu zararın idarenin işlem veya eylemiyle bağlantılı olması gerekir.

Tazminat davalarını memura karşı açabilir miyim?

Hayır açılamaz. Tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. [İYUK madde 28/4] Açılan davalarda davalı olarak idare gösterilir. Örneğin; Adana Valiliği, Milli Eğitim Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi. Anayasamızın 129/5 maddesinde; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” denilmektedir. Mağdur edilen kişi idare aleyhine dava açacak iken idare dava sonunda bir kamu görevlisinin kusuru olduğunu tespit ederse o memura rücu edebilir.

Tazminat davasını hangi süre içerisinde açmam gerekir?

Danıştay görüşü; Bu konuda açılacak davalarda ayrık durumlar dışında genel zamanaşımı süresinin esas alınması gerekmektedir. Ayrıca lehine hüküm verilen ilgili, ilamın kendisine tebliğinden itibaren 10 yıl içinde idareye başvurarak ilam gereklerinin yerine getirilmesini isteyebileceği gibi 2577 sayılı Yasa’nın 28. maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde mahkeme kararı gereğini yerine getirmeyen idareye karşı sonraki 60 gün içinde iptal kararına göre işlem yapılmaması nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle dava açılabileceğinin de kabulü gerekmektedir. 10 yıllık süre idareye başvuru süresi olup dava açma süresi değildir. Dolayısıyla başvurmadan sonraki durumu, 2577 sayılı Yasa’nın 10. ve 7. maddeleri kapsamında değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre, yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi isteminin idarece açık veya kapalı ( zımni ) olarak reddedilmesi üzerine davanın altmış gün içinde açılması zorunludur. (Danıştay 6. Daire E. 2009/3446, K. 2011/4308, T. 4.11.2011)

Anayasa Mahkemesi görüşü; “Anayasa Mahkemesi kararına açıkça belirtilmese de yargı kararlarının uygulanmaması bir “devam eden ihlal” durumudur. Devam eden ihlal durumunda zamanaşımı ancak ihlalin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Mahkeme kararlarının uygulanmaması yapısı gereği bir devam eden ihlal türü olduğundan, eylem İdarenin kararı uygulaması gereken son tarihte başlar. İdari Yargılama Usul Kanun’da İdareye kararları uygulamak için en fazla 30 günlük bir süre tanımıştır. Bu süre aşıldığı anda ihlal başlamıştır. Ancak İdare, İdare Mahkemesi kararını tam olarak uyguladığında devam eden ihlal sona erer ve zamanaşımı süresi işlemeye başlar.” (10 Mart 2021 tarihli Resmî Gazete’ de Abdullah Kaya ve diğerleri 2017/26740 başvuru numaralı 16.12.2020 karar tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı)

Tazminat davası hangi mahkemeye açılmalıdır?

Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeni ile açılacak davalarda görevli mahkeme şartlara göre Danıştay ve ilgili İdare ve Vergi Mahkemesidir.

YÜKSEK MAHKEME KARARLARI

Danıştay 11. Daire Esas: 2012/6879 Karar : 2015/4223 Tarih : 17.09.2015

“Dosyanın incelenmesinden; davacının, matematik öğretmeni olarak görev yapmakta iken Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğü Trabzon Liman İşletme Müdürlüğüne sivil savunma uzmanı olarak atandığı ve sosyal güvenlik yönünden T.C. Emekli Sandığı ile ilgisinin devam ettirildiği, bilahare Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta iken 16.12.2003 tarihinde isteği ile emekliye sevk edildiği, 1. derece 4. kademe ve (3000) ek gösterge rakamı üzerinden 15.01.2004 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığı, ancak davacı tarafından, matematik mühendisi olduğundan bahisle mühendis kadrosu için öngörülen (3600) ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı bağlanması isteğiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada; Ankara 4. İdare Mahkemesinin 31.12.2004 tarih ve E:2004/1175, K:2004/2113 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, anılan kararın Danıştayca onanarak kesinleştiği; bu karar üzerine davacı tarafından görev yaptığı 12 yıl 4 ay 24 günlük dönemde mühendis kadrosu üzerinden emekli keseneklerinin yatırılması ancak daha önce Eğitim Öğretim Hizmetleri Sınıfında öğretmen olarak görev yapmış olması nedeniyle (3000) ek gösterge rakamının emekliliğe esas alınması nedeniyle aradaki farkın tarafına ödenmesi isteğiyle yapılan başvuru üzerine anılan farkın yatırıldığının belirtilmesine karşın faiz talebinin reddedildiği, davacının bu işlemin iptali istemiyle açtığı davada, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 16.12.2010 tarih ve E:2009/1366, K:2010/2019 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline ve faizin hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verildiği halde bu kararın uygulanmadığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 5.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi zararın tazmini istemiyle temyize konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, yargı kararını geciktirmeksizin yerine getirmeyen davalı idare aleyhine yasal faiziyle birlikte manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açık olup, İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamıştır.”

Danıştay 3. Daire Esas: 2013/5121 Karar: 2014/283 Tarih: 29.01.2014

Olayda İstanbul 9.Vergi Mahkemesi’nin 24.01.2011 gün ve E:2009/3292, K:2011/92 Sayılı kararının söz konusu kararı uygulayacak olan idareye 09.02.2011 tarihinde tebliğ edildiği, 2577 Sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca karar gereğinin bu tarihten itibaren geciktirilmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi gerekirken davacının yaklaşık on beş ay sonra 23.05.2012 tarihinde özel esaslardan çıkarıldığı, buna göre anılan kararın zamanında yerine getirilmediği ve böylece yargı kararının geç uygulanması suretiyle ağır hizmet kusuru işlendiği ve davacı şirketin tekrar dava açmasına sebebiyet verildiği anlaşılmakta olup, davacı tarafından kararın geç uygulanması sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazminine yönelik vergi mahkemesi kararının açıklanan hukuksal nedenler çerçevesinde yeniden yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir.

 

Danıştay 13. Daire Esas : 2016/840 Karar : 2016/4021 Tarih : 30.11.2016

Dava; İdare Mahkemesinin 2015/790 E. sayılı dava dosyasında, 08.10.2015 tarihinde verilen “Yürütmeyi Durdurma” kararının, davalı idareye tebliğinden itibaren 30 gün süre geçmiş olmasına rağmen davalı idarece uygulanmayarak oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesi’nce; dosyanın incelenmesinden; anılan “Yürütmeyi Durdurma” kararı sonrasında idareye başvurulmaksızın ve idarece de herhangi bir işlem tesis edilmeksizin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinde öngörülen 30 günlük sürenin bitimi ile birlikte, yargı kararının uygulanmaması yolunda işlem tesis edildiği kabul edilerek bakılan davanın açıldığı, idari davaya konu olabilecek idari işlemlerin, idarenin hukuki sonuç doğurmaya yönelik olarak iradesini açıklaması ile ortaya çıktığı, bu itibarla, idari işlemin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin mevzuat gereği yetkili olan organının iradesini açıklaması gerektiği, istisnai olarak, idarenin hareketsiz kalması da idari işlem olarak kabul edilebilmekte ise de, bu durumun, 2577 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddelerinde düzenlenen zımni ret işlemlerinde olduğu gibi Kanun hükümleriyle açıkça düzenlenmesinin zorunlu olduğu, belirtilen istisnai yasal düzenlemeler dışında idarenin hareketsizliğinin idari işlem olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, bu bağlamda, yargı kararının gereklerine göre, 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinde öngörülen 30 günlük süre içinde işlem tesis edilmemesini, dolayısıyla idarenin hareketsiz kalmasını idari işlem olarak nitelendirmeye hukuken olanak bulunmadığı, Anayasa’nın 138. maddesinde yasama, yürütme ve idare organlarının mahkeme kararlarına uymak zorunda olduklarının ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceklerinin açık bir şekilde kurala bağlandığı, aksi hâlin Anayasa’ya açıkça aykırılık teşkil edeceği, öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un “Kararların Sonuçları” başlıklı 28. maddesi uyarınca; idari yargı kararlarının icaplarının idarece gecikmeksizin yerine getirilmesi gerektiği, aksi durumda kararı yerine getirmeyenlerin sorumluluklarının bulunduğu, idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği ve yargı kararını yerine getirmeyenler hakkında suç duyurusunda bulunulabileceği, bu durumda; yukarıda zikredildiği üzere, Anayasa ve Kanun`un açık ve amir hükmüne rağmen idarece yargı kararının yerine getirilmemesi hâlinde izlenecek prosedür açıkça düzenlenmiş iken, davalı idarenin yürütmeyi durdurma kararının icrası bakımından hareketsiz kalmasının bir idari işlem olarak nitelendirilme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiş, bu karar davacı şirket tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle incelenmeksizin reddi yolundaki temyize konu Kahramanmaraş İdare Mahkemesi’nin 11.12.2015 tarih ve E:2015/1189, K:2015/1172 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz istemi yerinde görülmeyerek anılan Mahkeme kararının ONANMASINA; dosyanın anılan Mahkeme`ye gönderilmesine, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 30.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Don`t copy text!