KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI SÜRECİ NASIL İŞLER?

İçindekiler

4483 Sayılı Kanun Hangi Kamu Görevlilerini Kapsar?

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, genel kural olarak Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, yalnızca görevleri sebebiyle işledikleri suçları kapsar.

Bu kanun, kamu hizmetinin kesintiye uğramaması ve kamu görevlilerinin asılsız şikayetlerle rahatsız edilmesini önlemek amacıyla özel bir “soruşturma izni” sistemi öngörür.

Kanun Kapsamına Giren Kamu Görevlileri

Kanun, kamuda çalışan herkesi değil, statüter bir ilişkiyle devlete bağlı olan asli personeli kapsar:

  • Memurlar: 657 sayılı Kanun kapsamında istihdam edilen memurlar.
  • Sözleşmeli Personel: Kadro karşılığı veya uzmanlık gerektiren pozisyonlarda istihdam edilen sözleşmeli personel.
  • Seçimle Göreve Gelen Diğer Kamu Görevlileri: Belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri ile köy ve mahalle muhtarları.
  • Belirli KİT ve İdare Yöneticileri: Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) genel müdürleri ve yönetim kurulu üyeleri.
  • Su ve Kanalizasyon İdareleri: Bu idarelerin genel müdür, yönetim kurulu üyeleri ve 657 sayılı kanuna tabi personeli.

Kanun Kapsamına Girmeyen Kamu Görevlileri Kimlerdir? (Doğrudan Soruşturulanlar veya Özel Kanunlara Tabi Olanlar)

  • İşçiler ve Geçici Personel: İş sözleşmesiyle çalışan işçiler ile geçici personel bu kanun kapsamında değildir ve genel hükümlere göre savcılıkça doğrudan soruşturulurlar.
  • Yardımcı Hizmetliler: Ceza hukuku anlamında asli ve sürekli kamu görevi yapmayan odacı, bekçi, aşçı, şoför gibi yardımcı hizmetler sınıfı personeli kapsam dışındadır.
  • KİT Personeli: KİT’lerin genel müdür ve yönetim kurulu üyeleri haricindeki diğer personeli kapsam dışındadır.
  • Özel Soruşturma Usulüne Tabi Olanlar: Cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, hakimler ve savcılar, askeri personel, üniversite öğretim üyeleri, serbest avukatlar ve noterler kendi özel kanunlarındaki soruşturma kurallarına tabidir.

Kanun Kapsamına Giren Suçlar Nedir?

Kanunun uygulanabilmesi için işlenen suçun muhakkak “görev sebebiyle” (görevin ifası nedeniyle) işlenmiş olması şarttır. Suçu doğuran fiil ile kişinin kamu görevi ve yetkileri arasında doğrudan bir illiyet (nedensellik) bağı bulunmalıdır. Kanun kapsamına giren başlıca görev suçları şunlardır:

  • Görevi kötüye kullanma
  • Resmi belgede sahtecilik
  • Haksız arama
  • Kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, ele geçirilmesi veya yok edilmemesi
  • Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi
  • Hayatın gizliliğini ihlal
  • Denetim görevinin ihmali
  • Göreve ilişkin sırrın açıklanması
  • Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme
  • İmar kirliliğine neden olma

Kanun Kapsamına Girmeyen Suçlar

Kamu görevlisi tarafından işlense dahi, izin şartı aranmaksızın genel hükümlere göre doğrudan soruşturulan suçlar şunlardır:

  • Kişisel Suçlar ve Görev Sırasında İşlenen Suçlar: Kamu görevlisinin görev yerinde veya mesai saatinde işlediği ancak göreviyle ilgisi bulunmayan suçlar (örneğin bir memurun vatandaşla kişisel bir kavgaya girmesi).
  • Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri.
  • İşkence, eziyet ve zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suçları (insan hakları bağlamında etkin soruşturma yürütülebilmesi için kapsam dışı bırakılmıştır).
  • 3628 sayılı Kanun kapsamındaki yolsuzluk suçları: Rüşvet, irtikap, basit ve nitelikli zimmet, ihaleye fesat karıştırma, görev sırasında veya görevden dolayı kaçakçılık, devlet sırlarını açıklama gibi suçlar doğrudan soruşturulur (İstisna: Müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar bu suçları işlerse yine 4483 sayılı Kanun kapsamında izin sistemine tabidir).
  • Atatürk aleyhine işlenen suçlar (5816 sayılı Kanun).
  • Terör suçları (3713 sayılı Kanun).
  • Disiplin suçları ve diğer bazı özel kanun (Seçim Kanunu, Orman Kanunu vb.) ihlalleri.

Görev Sebebiyle İşlenen Suç ile Kişisel Suç Arasındaki Fark Nedir?

Görev sebebiyle işlenen suç ile kişisel suç arasındaki temel fark, işlenen fiilin kamu görevlisinin yürüttüğü kamu hizmeti ve yetkileriyle olan nedensellik (illiyet) bağıdır. Kaynaklara göre bu farklar şu şekildedir:

Görev Sebebiyle İşlenen Suçlar:

  • Tanım ve Kapsam: Memur ve diğer kamu görevlilerine mevzuatla verilen idari nitelikteki görevlerin ve yetkilerin kullanılması veya kullanılmaması (ihmali) neticesinde işlenebilen suçlardır,.
  • Özellikleri: Eylemi gerçekleştiren kişinin memur olması, suçun oluşması için kurucu bir unsurdur (özgü suçlar) ve suç ile memurun görevi arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi bulunur,. Örneğin; görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal suçları bu kapsamdadır.
  • Örnek: Bir nüfus memurunun, evrakları tam olmasına rağmen kasıtlı olarak yeni doğan bir çocuğun kaydını uzun süre yapmaması eylemi görevi sebebiyle işlenmiş bir suçtur.
  • Hukuki Sonucu: Bu suçlar 4483 sayılı Kanun kapsamında olup, kamu görevlisi hakkında ceza soruşturması başlatılabilmesi için idari mercilerden “soruşturma izni” alınmasını gerektirir,.

Kişisel Suçlar:

  • Tanım ve Kapsam: Kamu görevlisinin yaptığı görevle zaman, mekân ve nedensellik yönünden hiçbir bağlantısı olmayan eylemlerinden doğan suçlardır.
  • Hukuki Sonucu: Bu suçlar 4483 sayılı Kanunun sağladığı idari güvence (izin sistemi) kapsamında değildir. İşlenen suç kişisel olduğu için Cumhuriyet savcılıkları tarafından izin alınmaksızın genel hükümlere göre doğrudan soruşturulur,.

Ayrımı Netleştiren Önemli Bir Detay: “Görev Sırasında İşlenen Suçlar” Bir suçun sırf mesai saatleri içinde veya görev yerinde işlenmesi, onu “görev sebebiyle işlenmiş suç” yapmaz. Memurun görevini yaptığı sırada işlediği fakat göreviyle hiçbir nedensellik bağı olmayan suçlar (görev sırasında işlenen suçlar) da kişisel suçlar gibi genel hükümlere tabidir,. Örneğin; bir nüfus memurunun mesaisi sırasında, işleminin neden geciktiğini soran bir vatandaşı dövmesi eylemi görev sebebiyle değil, görev sırasında işlenmiş bir suçtur ve izin sistemine (4483 sayılı Kanun) tabi olmaksızın doğrudan soruşturulur.

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerin Yargılanmasında Soruşturma İzni Nedir?

Memurlar veya diğer kamu görevlilerinin “görevi sebebiyle” işledikleri suçlar hakkında savcılıkça soruşturma veya mahkemece kovuşturma yapılabilmesi için yetkili organın verdiği idari nitelikteki karara soruşturma izni denir. Ceza muhakemesinde bir “soruşturma şartı” olarak kabul edilir; yani savcılık, ilgili idari kurumdan izin almadan doğrudan soruşturma yürütemez, şüphelinin ifadesini dahi alamaz, yalnızca kaybolma ihtimali olan acil delilleri toplayabilir. Soruşturma izni kararları idari nitelikte olduğundan idari yargıda itiraza tabidir.

Soruşturma İzni Alınması Gereken Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri Kimlerdir?

4483 sayılı Kanuna göre hakkında soruşturma izni alınması gerekenler; tüm devlet memurları ile devletin açtığı bir kadroya bağlı olarak “kamu görevi” niteliğindeki “asli ve sürekli görevleri” ifa eden diğer kamu görevlileridir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) geniş “kamu görevlisi” tanımından farklı olarak 4483 sayılı Kanun, idare ile arasında yasal (statüter) bir ilişki olan, genel idare esaslarına göre çalışan asli personeli kapsar.
Bu yasa kapsamında olmayan ve doğrudan soruşturulabilenler şunlardır:
  • İş sözleşmesiyle çalışan işçiler (belediye işçileri dahil),
  • geçici personel,
  • bir kadroya bağlı olmaksızın çalıştırılan sözleşmeli personel
  • asli/sürekli görevleri olmayan personel.
Ayrıca Cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, hakimler ve savcılar, üniversite öğretim üyeleri, TSK mensupları, noterler ve avukatlar gibi görevliler kendi özel kanunlarındaki usullere tabi olduklarından 4483 sayılı yasa kapsamı dışındadırlar.

Soruşturma İznine Tabi Suçlar Nelerdir?

İzin prosedürünün uygulanabilmesi için suçun muhakkak “görev sebebiyle” işlenmiş olması gerekir. Yani suç ile memurun görevi arasında bir nedensellik bağı olmalı; suç, memura verilen yetkilerin kullanılması veya kullanılmaması suretiyle işlenmelidir. Görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik, rüşvet ve zimmet (istisnalar hariç), göreve ilişkin sırrın açıklanması, denetim görevinin ihmali, suç delillerini yok etme ve kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf gibi suçlar bu kapsamdadır.

Soruşturma İzni Alınmasına Gerek Olmadan Doğrudan Soruşturulabilen Suçlar

Kamu görevlisi tarafından işlense dahi izin aranmaksızın genel hükümlere göre doğrudan soruşturulan suçlar şunlardır:
  • Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri,
  • Memurun görevi dışında işlediği kişisel suçları ile görev sırasında işlediği ancak görevle bağlantılı olmayan suçlar,
  • İşkence ve eziyet suçları,
  • 3628 sayılı Kanun kapsamındaki irtikap, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, ihaleye fesat karıştırma, görevden dolayı kaçakçılık ve devlet sırlarını açıklama suçları (Müsteşar, vali ve kaymakamlar hariç),
  • Atatürk aleyhine işlenen suçlar,
  • Adli kolluk veya adliye ile ilgili görevlerin ihmali suçları (savcı emirlerine uymama vb.),
  • Terör ve Seçim Kanunu suçları gibi özel kanunlarda doğrudan soruşturulacağı belirtilen suçlar.

Soruşturma İzni Vermeye Yetkili Merciler Kimlerdir?

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, soruşturma izni vermeye yetkili merciler, memurun görev yaptığı yere, çalıştığı kuruma, unvanının niteliğine ve atanma şekline göre farklılık göstermektedir. Kanun’un 3. maddesinde belirtilen yetkili merciler şunlardır:

1. Mülki İdare Amirlerinin Yetkili Olduğu Durumlar:

  • Kaymakam: İlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri; ilçeye bağlı köy ve mahalle muhtarları ile ilçelerdeki belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında soruşturma izni vermeye yetkilidir.
  • Vali: İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri; il ve merkez ilçelerdeki kaymakamlar; merkez ilçelerdeki belde belediye başkanları, belde belediye meclisi üyeleri ve köy/mahalle muhtarları ile bölge düzeyinde teşkilatlanan kurumlarda çalışan personel (görev yaptıkları ilin valisi) hakkında soruşturma izni vermeye yetkilidir.

2. Merkez Teşkilatı ve Üst Düzey Görevliler:

  • En Üst İdari Amir: Cumhurbaşkanlığına veya bakanlıklara bağlı, ilgili ya da ilişkili kuruluşların merkez teşkilatında görev yapan diğer memurlar ve kamu görevlileri hakkında ilgili kuruluşun en üst idari amiri yetkilidir.
  • Cumhurbaşkanı veya İlgili Bakan: Cumhurbaşkanı kararıyla (ortak kararla) atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Cumhurbaşkanı veya bağlı bulundukları ilgili bakan yetkilidir.

3. TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Personeli:

  • TBMM Genel Sekreteri ve TBMM Başkanı: TBMM’de görevli memur ve diğer görevliler hakkında TBMM Genel Sekreteri yetkiliyken, bizzat TBMM Genel Sekreteri ve yardımcıları hakkında izin verme yetkisi TBMM Başkanı’na aittir.
  • Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı ve Cumhurbaşkanı: Cumhurbaşkanlığında görevli memur ve diğer görevliler hakkında Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı (eski adıyla Genel Sekreter); İdari İşler Başkanının kendisi hakkında ise bizzat Cumhurbaşkanı yetkilidir.

4. Seçimle Göreve Gelen Yerel Yöneticiler:

  • İçişleri Bakanı: Büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanları ile büyükşehir, il ve ilçe belediye meclisi üyeleri ve il genel meclisi üyeleri hakkında İçişleri Bakanı soruşturma izni vermeye yetkilidir.

5. Sağlık Çalışanlarına İlişkin Özel Durum:

  • Mesleki Sorumluluk Kurulu: Kamu veya özel sağlık kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının, tıbbi teşhis, tedavi ve uygulamaları nedeniyle haklarında yapılacak soruşturmalarda izin, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.

Yetkinin Kullanılmasına İlişkin Genel Kurallar:

  • Suç Tarihindeki Görev Esastır: Soruşturma izni verecek makam tespit edilirken, hakkında ön inceleme yapılan memur veya kamu görevlisinin suçun işlendiği tarihteki görevi dikkate alınır.
  • İştirak Hali (Birlikte Suç İşleme): Ast memur ile üst memurun bir suçu birlikte (iştirak halinde) işlemesi durumunda, tüm suç ortakları için soruşturma izni üst memurun bağlı olduğu yetkili merciden istenir ve bu yetkili merci tüm iştirakçiler için kararı verir.
  • Devredilemezlik ve Vekalet: Soruşturma izni verme yetkisi münhasır bir yetkidir, alt makamlara devredilemez. Aynı şekilde üst merciler de alt mercilere ait izin verme yetkisini kullanamazlar. Ancak yetkili amirin yokluğunda, yerine usulüne uygun şekilde atanmış “vekilleri” tarafından bu yetki bizzat kullanılır.

Hangi Üst Düzey Görevliler İçin Danıştay Yetkilidir?

4483 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre, soruşturma izni kararlarına (izin verilmesi veya verilmemesi) karşı yapılacak itirazlarda Danıştay (Kanun metnine göre İkinci Dairesi, Danıştay’ın iç işleyişindeki değişiklikler gereği günümüzde Birinci Dairesi), Kanun’un 3. maddesinin (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde sayılan üst düzey görevliler için yetkili itiraz merciidir.

Danıştay’ın yetki alanına giren bu üst düzey görevliler şunlardır:

  • Ataması üst düzey olanlar: Cumhurbaşkanı kararıyla (eski sistemde Bakanlar Kurulu kararıyla veya bakanlıkların merkez teşkilatında ortak kararla) atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri.
  • TBMM Personeli: Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri ile TBMM Genel Sekreteri ve yardımcıları.
  • Cumhurbaşkanlığı Personeli: Cumhurbaşkanlığında görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri ile Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı (eski adıyla Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri) (Ancak kanun gereği Cumhurbaşkanı tarafından bizzat verilen izin kararlarına karşı itiraz edilememektedir, bu nedenle bu kararlar kapsam dışıdır).
  • Seçimle Göreve Gelen Yerel Yöneticiler: Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları; büyükşehir, il ve ilçe belediye meclisi üyeleri ile il genel meclisi üyeleri.

Bu sayılan üst düzey görevliler dışındaki tüm memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkındaki soruşturma izni kararlarına karşı yapılacak itirazları inceleme yetkisi ise, kararı veren yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu Bölge İdare Mahkemesine aittir.

 

Doktor ve Sağlık Çalışanları Açısından Soruşturma İzni Prosedürü Nasıldır?

Sağlık Çalışanlarının Türkiye'den Göçü Ne Durumda? - Perspektif - ARKA PLAN

Doktorlar ve diğer sağlık çalışanlarının, sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki tıbbi işlem ve uygulamaları (muayene, teşhis ve tedavi) nedeniyle haklarında yapılacak ceza soruşturmaları ile tazminat süreçleri, 3359 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 18 ile 4483 sayılı Kanun kapsamında özel bir güvence prosedürüne bağlanmıştır.

Kaynaklara göre sağlık çalışanları açısından soruşturma izni prosedürü şu şekilde işlemektedir:

Kapsama Giren ve Girmeyen Sağlık Çalışanları:

  • Kapsamda Olanlar: Kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan hekimler, diş hekimleri ve diğer sağlık meslek mensupları bu koruma kapsamındadır. Normal şartlarda Anayasa’daki “diğer kamu görevlileri” statüsünde yer almayan özel hastane personeli dahi 2022 yılında yapılan bu yasal değişiklikle izin sistemine dahil edilmiştir. Aynı şekilde vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve sağlık meslek mensupları da bu yasaya tabidir.
  • Kapsam Dışı Olanlar (İstisna): Devlet üniversitelerinde görevli olup 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53. maddesinde yer alan özel soruşturma usulüne tabi olan öğretim elemanları bu prosedürün kapsamı dışındadır.

İzin Vermeye Yetkili Merci ve Ön İnceleme Süreci:

  • Sağlık çalışanlarının mesleki faaliyetlerinden doğan (malpraktis vb.) iddialarda soruşturma izni vermeye yetkili makam mülki idare amirleri (vali/kaymakam) değil, doğrudan Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu‘dur.
  • Ön inceleme sürecinde Mesleki Sorumluluk Kurulu; bilhassa özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde çalışan personelin ön incelemesini yürütmek üzere, il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını görevlendirebilmektedir.

Karar Sürelerinin İki Kat Uygulanması:

  • 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yetkili idari mercinin soruşturma izni hakkında karar vermesi için öngörülen normal kanuni süreler (ön inceleme dâhil en geç 30 gün ve zorunlu hallerde en fazla 15 günlük uzatma süresi), sağlık çalışanları söz konusu olduğunda iki katı olarak uygulanır.

İtiraz Mercii:

  • Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilen kararlara karşı yargı yolu açıktır. Ancak genel kuralın aksine (kararı veren merciin bulunduğu yerdeki mahkeme yerine), bu Kurulun kararlarına karşı itirazlar doğrudan Ankara Bölge İdare Mahkemesine yapılır.

Tazminatların Personele Rücu (Geri İsteme) Edilmesi İşlemleri:

  • Ceza soruşturmalarının yanı sıra, kamu personeli veya Devlet üniversitelerinde görev yapan personelin tıbbi hata (malpraktis) iddiaları nedeniyle idare aleyhine açılan davalarda idare tarafından tazminat ödenmesi durumunda da özel bir prosedür işletilir.
  • Ödenen bu tazminat bedelinin ilgili hekim veya sağlık çalışanından rücu edilip edilmeyeceğine (geri istenip istenmeyeceğine) ve rücu edilecek miktara yine Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir.
  • Kurul bu değerlendirmesinde personelin kusur durumunu ve görevinin gereklerine aykırı hareket edip görevini kötüye kullanıp kullanmadığını gözeterek, idarenin ödeme yaptığı tarihten itibaren bir yıl içinde karar vermek zorundadır.

Ambulans Şoförleri Neden Her Zaman 4483 Kapsamına Dahil Edilmez?

Ambulans Şoförü Maaşı | Parasal Çözümler

Ambulans şoförlerinin 4483 sayılı Kanun (Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun) kapsamına her zaman dâhil edilmemesinin temelinde işlenen suçun niteliği ve şoförün istihdam statüsü olmak üzere iki ana neden yatmaktadır:

1. İşlenen Suçun “Görev Sebebiyle İşlenen Suç” Niteliğinde Olmaması (Özellikle Trafik Kazaları)

Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışan ambulans şoförleri, acil sağlık hizmeti gibi ikame edilemez asli ve sürekli bir görevi yerine getirdikleri için “kamu görevlisi” kabul edilirler. Ancak 4483 sayılı Kanunun uygulanabilmesi için, işlenen suçun muhakkak “görev sebebiyle” işlenmiş olması gerekir.

Bir suçun görev sebebiyle işlenmiş sayılabilmesi için; memuriyet görevinden doğması, görevle doğrudan bağlantılı olması veya sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen bir “özgü suç” (örneğin zimmet, rüşvet) niteliğinde olması şarttır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun içtihadına göre: Bir ambulans şoförünün hasta nakli sırasında dikkatsiz araç kullanarak trafik kazası yapması ve “taksirle yaralamaya neden olma” suçunu işlemesi, memuriyet görevinden doğan bir suç olarak kabul edilmemektedir. Taksirle yaralama, sadece kamu görevlilerine özgü bir suç değildir ve kamu görevlisi olmak bu suçta ağırlaştırıcı bir neden de sayılmaz. Bu nedenle ambulans şoförleri, trafik kazasına karıştıklarında 4483 sayılı Kanun’un sağladığı “soruşturma izni” güvencesinden yararlanamazlar ve haklarında savcılık tarafından doğrudan genel hükümlere göre soruşturma başlatılır.

2. Personelin “İşçi” veya “Yardımcı Hizmetler” Statüsünde İstihdam Edilmesi

4483 sayılı Kanun yalnızca statüter (idare hukuku) bağla devlete bağlı olan “memurları” ve “diğer kamu görevlilerini” kapsar. Özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılan işçiler ise Anayasal anlamda bu korumanın dışındadır.

  • Eğer ambulans şoförü devlette kadrolu veya idari sözleşmeli personel değil de, “işçi” statüsünde (örneğin taşeron şirket veya sürekli işçi kadrosunda) çalışıyorsa, işlediği suç görevle ilgili olsa dahi 4483 sayılı Kanun kapsamına girmez ve savcılıkça doğrudan soruşturulur.
  • Ayrıca yargı kararlarında, asli ve sürekli görevleri idare eden memurlar dışında kalan ve yardımcı hizmetler sınıfında sayılan hizmetli, odacı, aşçı veya şoför gibi pozisyonlarda çalışanların eylemlerinin de geçmişten bu yana dar anlamda bu yasanın koruması dışında bırakıldığı uygulamalar mevcuttur.

Özetle; bir ambulans şoförü kadrolu bir memur olsa bile, trafik kazası gibi herkes tarafından işlenebilen (özgü olmayan) suçlarda; şayet işçi statüsünde çalışıyorsa tüm görev suçlarında 4483 sayılı yasanın sağladığı ön inceleme/soruşturma izni prosedürü işletilmeksizin doğrudan yargılanır.

Ambulans Şoförü Kasten Suç İşlerse Prosedür Değişir Mi?

Ambulans şoförünün kasten (bilerek ve isteyerek) bir suç işlemesi durumunda uygulanacak prosedür, işlenen kastî suçun göreviyle bağlantılı olup olmadığına ve şoförün çalışma statüsüne (memur mu işçi mi olduğuna) göre değişiklik gösterir.

Kaynaklardaki yasal düzenlemelere ve Yargıtay kararlarına göre süreç şu şekilde işler:

1. Kasten İşlenen Suç “Görevle Bağlantısız” İse (Örn: Kasten Yaralama, Hakaret) Ambulans şoförü mesaisi (görevi) sırasında kasten bir suç işlese bile, eğer bu suç memuriyetin verdiği yetkilerin kullanılmasıyla ilgili değilse 4483 sayılı Kanun’un sağladığı “soruşturma izni” güvencesinden yararlanamaz.

  • Kasten Yaralama: Örneğin, şoförün trafikte tartıştığı bir sürücüyü inip darp etmesi (kasten yaralaması), kamu görevlilerine özgü bir “görev suçu” değildir. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, kamu görevlisi nüfuzunu kötüye kullanarak kasten yaralama suçu işlese dahi, 4483 sayılı Kanun uygulanamaz ve savcılık tarafından izin alınmaksızın doğrudan dava açılır.
  • Hakaret: Benzer şekilde, ambulans şoförünün bir hastaya veya hasta yakınına hakaret etmesi de görev sebebiyle işlenen bir suç sayılmadığından, genel hükümler çerçevesinde doğrudan savcılık soruşturmasına tabidir.

2. Kasten İşlenen Suç “Görev Sebebiyle” İse (Örn: Görevi Kötüye Kullanma) Şayet ambulans şoförü (memur statüsünde ise) kasten işlediği fiili doğrudan doğruya görevinin kendisine verdiği yetkiyi veya sorumluluğu kullanarak işlerse, bu “görev sebebiyle işlenmiş suç” kabul edilir.

  • Örneğin; bir ambulans şoförünün, çağrıya kasten (bilerek ve isteyerek) gitmemesi, hastayı kasten araca almaması gibi eylemleri TCK kapsamında “Görevi Kötüye Kullanma” veya “Görevi İhmal” suçunu oluşturur.
  • Bu suçlar memuriyete özgü suçlar olduğu için, şoför hakkında savcılığın işlem yapabilmesi ancak 4483 sayılı Kanun uyarınca idari mercilerden “soruşturma izni alınması” prosedürü ile mümkündür.

3. Şoförün İstihdam Statüsü Etkisi (İşçi vs. Memur) Daha önceki soruda da geçtiği gibi, tüm bu kurallar ambulans şoförünün devlette 657 sayılı Kanuna tabi “memur” veya “sözleşmeli personel” olması durumunda geçerlidir. Eğer şoför, taşeron firmaya bağlı veya sürekli işçi kadrosunda çalışan bir “işçi” statüsündeyse, işlediği suç kasten de olsa, göreviyle ilgili (görevi kötüye kullanma vb.) de olsa 4483 sayılı Kanun kapsamına girmez ve savcılık her koşulda doğrudan genel hükümlere göre soruşturma yapar.

Özetle; ambulans şoförü (memur) görevi sırasında kasten adam dövme, hakaret gibi kişisel nitelikli bir suç işlerse prosedür değişir ve izin alınmadan doğrudan yargılanır. Ancak kasten işlediği suç “görevini kötüye kullanma” şeklinde doğrudan memuriyet göreviyle ilgili bir suç ise soruşturma izni prosedürü işletilmek zorundadır.

 

Ön İnceleme Süreci Nasıl İşler ve Ne Kadar Sürer?

İzin vermeye yetkili idari merci, memur veya diğer kamu görevlisinin kanun kapsamına giren bir suç işlediğini bizzat veya ihbar/şikayet yoluyla öğrendiğinde ön inceleme sürecini başlatır. Ön inceleme yetkili merciin bizzat kendisi tarafından yapılabileceği gibi, görevlendireceği denetim elemanları (müfettişler vb.) veya hakkında inceleme yapılan kişinin üstü konumundaki memur/kamu görevlilerinden biri veya birkaçı aracılığıyla da yaptırılabilir.

Hakkında inceleme yapılan kişinin eşiti konumundaki bir kişi eliyle ön inceleme yaptırılamaz. İncelemeyi yapacak kişilerin kural olarak yetkili merciin bulunduğu kurum içinden seçilmesi esastır; ancak işin özelliğine göre başka kurumlardan da eleman talep edilebilir. Yargı mensupları, yargı kuruluşlarında çalışanlar ve askerler, başka mercilerin ön incelemelerinde görevlendirilemezler. Aynı zamanda iç denetçilere de ön inceleme görevi verilemez. Ön inceleme ile görevlendirilen kişiler birden fazla ise içlerinden biri başkan olarak belirlenir.

Ön İncelemecilerin Yetkileri ve Sürecin Yürütülmesi

Görevlendirilen ön incelemeciler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren idari merciin sahip olduğu bütün yetkilere sahiptirler. Ayrıca 4483 sayılı Kanunda açık hüküm bulunmayan durumlarda Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre işlem yapabilirler. Bu kapsamda yeminli katip bulundurma, şikayetçinin ve tanıkların ifadesini alma, bilgi ve belge toplama, bilirkişi atama, tutanak düzenleme ve keşif yapma gibi usule ilişkin yetkileri kullanabilirler. Ancak arama, el koyma, adli kontrol, telefon dinleme veya moleküler genetik inceleme gibi CMK uyarınca yalnızca hakim veya savcı kararıyla yapılabilecek işlemleri yapamazlar.

Süreç boyunca ön incelemeciler, hakkında inceleme yapılan memur veya kamu görevlisinin savunmasını (ifadesini) almak zorundadır.

Ön İnceleme Raporunun Düzenlenmesi

Ön incelemeciler, yetkileri dahilinde elde ettikleri tüm bilgi ve belgeleri toplayarak, ilgilinin ifadesiyle birlikte kendi kanaatlerini içeren bir “Ön İnceleme Raporu” düzenlerler. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa ve aralarında farklı görüşler (muhalefet) bulunuyorsa, bu farklı görüşler raporda gerekçeleriyle birlikte ayrı ayrı belirtilir. Düzenlenen rapor yetkili mercie sunulur ve yetkili idari makam bu raporu değerlendirerek, yasal gerekçesini de göstermek suretiyle soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir.

Ön İnceleme Süresi Ne Kadardır?

Yetkili merci, soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yönündeki kararını, suçun öğrenildiği (ön inceleme emrinin verildiği) tarihten itibaren, ön inceleme süreci de dahil olmak üzere en geç 30 gün içinde vermek zorundadır.

Ancak zorunlu hallerde bu süre, yetkili merci tarafından 15 günü geçmemek üzere bir defa uzatılabilir. Yani ön inceleme sürecinin tamamlanıp kararın verilmesi için geçecek toplam süre en fazla 45 gün olabilir. Soruşturma izni verilmesi gereken eylemi işleyen kişi bir sağlık çalışanıysa, 4483 sayılı kanundaki bu 30 ve 15 günlük süreler iki katı (60+30) olarak uygulanır.

Önemli Not: Danıştay Birinci Dairesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre; kanunda belirtilen bu süre “düzenleyici” bir süredir, yani kesin bir hak düşürücü süre değildir. Bu nedenle, zorunlu durumlarda yetkili mercilerin soruşturma izni kararını bu süreler aşıldıktan sonra vermesi, ön incelemenin sıhhatini etkileyip tek başına kararı geçersiz kılmaz.

 

Mesleki Sorumluluk Kurulu 4483 Sayılı Kanunla İlişkisi Nedir?

Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan ve hekimler ile diğer sağlık çalışanlarının tıbbi işlem ve uygulamaları (muayene, teşhis, tedavi vb.) nedeniyle haklarında yapılacak işlemleri yürütmekle görevli olan özel bir kuruldur.

Kurulun 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile olan doğrudan ilişkisi ve yürüttüğü süreçler şu şekildedir:

  • Soruşturma İzni Vermeye Yetkili Merci Olması: Kamu kurumları, özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki eylemleri nedeniyle yapılacak soruşturmalar 4483 sayılı Kanun kapsamına alınmıştır. Bu kanun kapsamında söz konusu sağlık çalışanları hakkında soruşturma izni verme yetkisi mülki idare amirlerine değil, doğrudan Mesleki Sorumluluk Kuruluna verilmiştir. (Ancak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53. maddesinde yer alan kendi özel soruşturma usulüne tabi olan devlet üniversitesi personeli bu kapsamın dışındadır).
  • Ön İnceleme Görevlendirmesi: Kurul, 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılması zorunlu olan ön inceleme sürecinde, özellikle özel sağlık kurumları ve vakıf üniversitelerinde çalışan personel için il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını ön incelemeci olarak görevlendirebilmektedir.
  • Karar Sürelerinin İki Katı Uygulanması: 4483 sayılı Kanunun 7. maddesinde yetkili idari mercilerin soruşturma izni kararı vermesi için öngörülen normal kanuni süreler (30 gün ve zorunlu hallerde 15 gün uzatma), Mesleki Sorumluluk Kurulu söz konusu olduğunda iki katı olarak uygulanmaktadır.
  • İtiraz Mercii Farklılığı: 4483 sayılı Kanun uyarınca Mesleki Sorumluluk Kurulunun verdiği kararlara karşı yargı yolu açıktır; ancak kararlara karşı itirazlar genel kuralın aksine doğrudan Ankara Bölge İdare Mahkemesine yapılmaktadır.

Ceza Soruşturması Dışındaki Görevi (Tazminat Rücusu): Kurul, 4483 sayılı Kanun kapsamındaki ceza soruşturması izninin yanı sıra tazminat süreçlerinde de yetkilidir. Tıbbi teşhis ve tedavi uygulamaları nedeniyle idare aleyhine açılan davalarda idare tarafından bir tazminat ödenmesi durumunda; bu tazminatın ilgili personele rücu edilip edilmeyeceğine (geri yansıtılıp yansıtılmayacağına) ve miktarına personelin kusur durumu ile görevini kötüye kullanıp kullanmadığı gözetilerek bir yıl içinde yine Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir.

Öğretmenlerin Soruşturulması İçin İzin Prosedürü Nasıldır?

Öğretmenler, 657 sayılı Kanuna tabi devlet memuru sıfatı taşıdıkları için, görevleriyle ilgili işledikleri suçların soruşturulması kural olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındaki izin prosedürüne tabidir.

Öğretmenlerin soruşturulması için izlenmesi gereken prosedür şu adımlardan oluşur:

1. Soruşturma İzni Kapsamına Giren Suçlar (Görev Sebebiyle Suç Şartı): Bir öğretmen hakkında 4483 sayılı yasa kapsamında izin prosedürünün işletilebilmesi için işlenen suçun mutlaka “görevi sebebiyle” işlenmiş olması gerekir. Öğretmenin memuriyet yetki ve görevlerinden doğan suçlar bu kapsama girerken, kişisel suçlar kapsam dışıdır.

2. İzin Vermeye Yetkili Merci (Kaymakam veya Vali): Öğretmenler hakkında soruşturma iznini verecek makam, öğretmenin görev yaptığı yere göre belirlenir:

  • İlçedeki okullarda görevli öğretmenler için Kaymakam.
  • İl merkezindeki (veya merkez ilçedeki) okullarda görevli öğretmenler için Vali yetkilidir.

3. Ön İnceleme Süreci ve Raporlama:

  • Öğretmen hakkında kanun kapsamına giren bir suç ihbarı ya da şikayeti geldiğinde (veya olay kendiliğinden öğrenildiğinde), Kaymakam veya Vali doğrudan soruşturma izni verip vermemeye karar vermeden önce bir ön inceleme başlatır.
  • Bu ön inceleme yetkili merciin bizzat kendisi tarafından yapılabileceği gibi, genellikle görevlendirilecek müfettişler veya öğretmenin üstü konumundaki (örneğin okul müdürü, il/ilçe milli eğitim şube müdürü vb.) yöneticiler aracılığıyla yaptırılır.
  • Ön incelemeci, öğretmenin ve varsa şikayetçi ile tanıkların ifadelerini alır, delilleri toplar ve kanaatini belirten bir “Ön İnceleme Raporu” hazırlar.

4. Karar ve Süre: Yetkili makam (Kaymakam/Vali), ön inceleme raporunu değerlendirerek soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine dair gerekçeli bir karar verir. Bu kararın, suçun öğrenilmesinden itibaren ön inceleme süresi de dâhil olmak üzere en geç 30 gün içinde verilmesi şarttır. Zorunlu hallerde bu süre 15 gün daha uzatılabilir (Maksimum 45 gün).

5. Karara İtiraz Usulü: Verilen karar ilgili öğretmene, Cumhuriyet Başsavcılığına ve varsa şikayetçiye tebliğ edilir.

  • Eğer soruşturma izni verilmişse öğretmen,
  • Eğer soruşturma izni verilmemişse Cumhuriyet Başsavcılığı veya şikayetçi, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde kararı veren yetkili merciin (Kaymakam/Vali) yargı çevresindeki Bölge İdare Mahkemesine itiraz edebilir. Bölge İdare Mahkemesinin en geç 3 ay içinde verdiği karar kesindir ve kararın yönüne göre dosya ya savcılık tarafından adli soruşturmaya alınır ya da işlemden kaldırılır.

Öğretmenler Açısından Önemli İstisna (İzin Gerektirmeyen Durumlar): Yargıtay kararlarına göre, öğretmenin okulda ve ders sırasında işlediği her suç “görev suçu” sayılmaz ve 4483 sayılı Kanun korumasından faydalanamaz.

  • Öğrenciyi Yaralama (Darp/Dövme): Bir öğretmenin öğrencisini kasten yaralaması, dövmesi veya fiziksel şiddet uygulaması (örneğin kopya çeken öğrenciyi kendi başına cezalandırmak için darp etmesi veya okul dışında bıçakla kovalayıp yaralamaya teşebbüs etmesi), öğretmenin yasal görev ve yetkileri arasında değildir.
  • Yargıtay kararlarına göre bu tür kasten yaralama suçları görev hududunun aşılmasıyla işlenen kişisel suçlar sayılır. Bu nedenle öğretmen bu suçlardan dolayı Kaymakamlıktan/Valilikten soruşturma izni alınmasına (ön inceleme yapılmasına) gerek duyulmaksızın, doğrudan genel hükümler çerçevesinde Cumhuriyet Savcılığınca soruşturulur ve yargılanır. Ayrıca, cinsel sarkıntılık veya hakaret gibi suçlar da genel hükümlere tabidir.

Soruşturma İzni Verilmesi Kararına Karşı Nasıl İtiraz Edilir?

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca yetkili merci tarafından verilen “soruşturma izni verilmesi” kararına karşı itiraz süreci şu şekilde işlemektedir:

Kimler İtiraz Edebilir? Soruşturma izni verilmesi yönündeki kararlara karşı yalnızca hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi itiraz yoluna gidebilir. (Eğer soruşturma izni verilmemesi kararı çıkmış olsaydı, buna karşı Cumhuriyet Başsavcılığı veya şikayetçi itiraz edebilirdi).

İtiraz Süresi Nedir? İtiraz süresi, yetkili idari merciin verdiği soruşturma izni kararının ilgili memura tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gündür. Hak kaybı yaşanmaması için bu sürenin kaçırılmamasına dikkat edilmelidir.

İtiraz Nereye Yapılır (İtiraz Mercii)? İtiraz makamı, memurun statüsüne ve kararı veren yetkili mercie göre ikiye ayrılır:

  • Kanunun 3. maddesinin e, f, g ve h bentlerinde sayılan üst düzey görevliler (örneğin; Cumhurbaşkanı kararıyla atanan memurlar, TBMM’de görevli memurlar, büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanları vb.) için itiraz mercii Danıştay İkinci Dairesi‘dir.
  • Diğer tüm memur ve kamu görevlileri için ise itiraz, kararı veren yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu Bölge İdare Mahkemesine yapılır.

İtiraz Dilekçesinde Neler İleri Sürülebilir? İtiraz eden kamu görevlisi, hakkındaki soruşturma izni kararının hukuka aykırılığını ortaya koymalıdır. Kaynaklarda yer alan uygulamalara göre şu gerekçeler öne sürülebilir:

  • İddiaların asılsız ve gerçek dışı olduğu, usulsüz bir ihbar veya şikayet yapıldığı.
  • İsnat edilen fiillerin aslında suç niteliği taşımadığı veya herhangi bir zarara sebep olmadığı.
  • Ön inceleme sırasında savunmasının usulüne uygun alınmadığı veya bilgisine başvurulmadığı.
  • Ön incelemenin usulüne uygun yürütülmediği; örneğin gerekli belge ve bilgilerin toplanmadığı, tanıkların dinlenmediği, eksik, yetersiz veya taraflı bir rapor hazırlandığı.
  • Kanun gereği idari kararların gerekçeli olması zorunludur. Kararda somut ve yasal bir gerekçe gösterilmemiş olması dahi tek başına kanuna aykırılık teşkil eder ve itiraz sebebidir.

İtirazın Karara Bağlanması ve Kesinlik: Yapılan itirazlar, Danıştay veya Bölge İdare Mahkemesi tarafından öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır. Bu mahkemelerin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir.

İtiraz reddedilir ve soruşturma izni kesinleşirse, dosya derhal görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir ve savcılık tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre adli soruşturma (hazırlık soruşturması) süreci başlatılır.

Savcılık İzin Almadan Soruşturma Yaparsa Süreç Nasıl Etkilenir?

4483 sayılı Kanun kapsamına giren ve memurun “görevi sebebiyle” işlediği iddia edilen suçlarda idari merciden soruşturma izni alınması, ceza yargılamasında bir **”soruşturma ve kovuşturma şartı”**dır. Savcılığın bu izni almadan doğrudan soruşturma yapması hukuken mümkün değildir.

Savcılığın izin almadan işlem yapmaya kalkışması durumunda süreç şu şekilde etkilenir:

1. Savcılığın Yapabileceği İşlemler Sınırlıdır (Sadece Acil Deliller Toplanabilir)

Cumhuriyet başsavcıları, 4483 sayılı Kanun kapsamına giren bir suç ihbarı veya şikayeti aldıklarında, sadece ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespit edebilirler. Bunun dışında hiçbir soruşturma işlemi yapamazlar ve özellikle hakkında şikayette bulunulan memurun ifadesini kesinlikle alamazlar. Savcılık, acil delilleri topladıktan sonra evrakın bir örneğini ilgili idari makama göndererek soruşturma izni talep etmek zorundadır.

2. İzin Alınmadan Dava Açılması Halinde Mahkemenin Vereceği Kararlar

Şayet savcılık, soruşturma izni alması gereken bir dosyada bu izni almadan (veya izin süreci tamamlanmadan) soruşturmayı yürütür ve bir iddianame ile mahkemeye dava açarsa, yasal bir “muhakeme şartı” eksik olacağı için süreç mahkemeden döner:

  • Durma Kararı: Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 223/8 uyarınca, soruşturma veya kovuşturmanın yapılmasının şarta (izne) bağlı tutulduğunu ve bu şartın henüz gerçekleşmediğini tespit ettiğinde, iznin alınmasını beklemek üzere yargılamayı durdurur (durma kararı verir).
  • Düşme Kararı: Durma kararı sonrası yetkili idari merciden izin istenir. Eğer yetkili merci soruşturma izni verilmemesine karar verir ve bu karar kesinleşirse (yani izin şartının gerçekleşmeyeceği kesin olarak anlaşılırsa), mahkeme ilgili memur hakkındaki davanın düşmesine karar verir.

İstisna: Doğrudan Soruşturma Yapılabilecek Haller Nelerdir?

Eğer memurun işlediği iddia edilen suç 4483 sayılı Kanun’un izin sistemi kapsamı dışındaysa, savcılık hiçbir merciden izin almadan doğrudan soruşturma yürütebilir. Savcılığın izin almadan resen soruşturma yapabileceği bu istisnai hallerden bazıları şunlardır:

  • Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri.
  • İşkence, eziyet ve zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suçları.
  • 3628 sayılı Kanun kapsamındaki rüşvet, irtikap, zimmet, ihaleye fesat karıştırma gibi yolsuzluk suçları (Müsteşar, vali ve kaymakamlar hariç).
  • Adliye ile ilgili görevleri sırasında (örneğin adli kolluk görevini ifa ederken) işlenen suçlar ve savcının talimatlarına uymama suçları.

Soruşturma İzni Kararına İtiraz Nereye ve Kaç Günde Yapılır?

Soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yönündeki kararlara karşı itiraz süresi, yetkili merciin kararının ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gündür.

İtirazın yapılacağı merci, hakkında karar verilen kamu personelinin statüsüne göre ikiye ayrılır:

  • Danıştay İkinci Dairesi: 4483 sayılı Kanunun 3. maddesinin e, f, g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve h bentlerinde sayılan üst düzey kamu görevlileri (örneğin; Cumhurbaşkanı kararıyla atanan memurlar, TBMM’de görevli memurlar, büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanları vb.) hakkındaki kararlara karşı itiraz mercii Danıştay İkinci Dairesidir.
  • Bölge İdare Mahkemesi: Diğer tüm memur ve kamu görevlileri hakkındaki kararlara karşı itirazlar ise, kararı veren yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu Bölge İdare Mahkemesine yapılır.

İtiraz Süresi ve Sürecin Sonuçlanması:

  • İtiraz, yetkili merciin verdiği kararın ilgilisine (memur, şikayetçi veya Cumhuriyet Başsavcılığı) tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde yapılmalıdır.
  • İtirazı inceleyen Danıştay Dairesi veya Bölge İdare Mahkemesi dosyayı öncelikle inceler ve en geç üç ay içinde karara bağlar.
  • İtiraz mercilerinin (Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi) iptal davası yerine itiraz yoluyla verdiği bu kararlar idari niteliktedir ve kesindir.

10 Günlük İtiraz Süresi Ne Zaman Başlar?

4483 sayılı Kanun kapsamındaki 10 günlük yasal itiraz süresi, yetkili merciin kararının ilgilisine resmi olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar.

Yetkili idari merci (soruşturma izni verilmesi, verilmemesi veya işleme konulmaması yönündeki) kararlarını;

  • Hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine,
  • Cumhuriyet Başsavcılığına,
  • Varsa şikayetçiye bildirir.

Bu bildirim işlemi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilir. Kararın ilgili tarafa usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesini izleyen günden itibaren 10 günlük süre işlemeye başlar ve itiraz hakkının kullanılabilmesi için bu süre içinde yetkili mahkemeye (Danıştay veya Bölge İdare Mahkemesi) başvurulması zorunludur.

İtiraz Süresi İçinde Yapılmazsa Ne Gibi Sonuçlar Doğar?

4483 sayılı Kanun uyarınca yetkili idari merciin verdiği kararlara karşı 10 günlük yasal itiraz süresi içinde başvuru yapılmaması halinde süreç şu şekilde sonuçlanır:

  • Süre Aşımı Nedeniyle Red: 10 günlük süre geçirildikten sonra itiraz yoluna başvurulursa, itiraz merci (Bölge İdare Mahkemesi veya Danıştay) başvuruyu esasa girmeden “süre aşımı” gerekçesiyle incelenmeksizin reddeder. Ayrıca, idari yargılamadaki genel kurallardan farklı olarak, itiraz süresinin son gününün çalışmaya ara verme (adli tatil) zamanına rastlaması halinde 10 günlük sürede herhangi bir uzama yapılmaz ve bu süreyi kaçıranların itirazı yine reddedilir.
  • Kararın Kesinleşmesi: Kararın ilgilisine tebliğinden itibaren 10 gün içinde itiraz edilmezse, yetkili merciin verdiği karar (soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi kararı) hukuken kesinleşir.
  • İzin Verilmişse Dosyanın Savcılığa Gönderilmesi (Adli Soruşturmanın Başlaması): Yetkili idari merciin “soruşturma izni verilmesine” karar vermesi ve memurun süresi içinde buna itiraz etmemesi sonucunda karar kesinleştiğinde dosya derhal yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Savcılık, ilgili kanunlardaki yetkilerini kullanarak şüpheli kamu görevlisi hakkında hazırlık soruşturmasını yürütür ve sonuçlandırır.
  • İzin Verilmemişse Dosyanın İşlemden Kaldırılması (Takipsizlik): Yetkili idari merciin “soruşturma izni verilmemesine” karar vermesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı veya şikayetçinin bu karara itiraz etmemesi halinde de karar kesinleşir. Bu durumda dosya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir; savcılık, ilgili kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmemesi kararının kesinleştiğini ve bu sebeple yasal soruşturma şartının gerçekleşmediğini belirterek dosyanın işlemden kaldırılmasına ve “kovuşturmaya yer olmadığına” (takipsizlik) karar verir.

İtiraz Süresi Son Günü Adli Tatile Denk Gelirse Ne Olur?

4483 sayılı Kanun kapsamındaki soruşturma izni kararlarına yapılacak itirazlarda, itiraz süresinin son gününün çalışmaya ara verme (adli tatil) dönemine denk gelmesi halinde süre uzamaz.

Genel idari yargılama usulünü düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre, sürelerin son gününün adli tatile rastlaması halinde bu süreler tatilin bitiminden itibaren 7 gün uzamış sayılmaktadır. Ancak, 4483 sayılı Kanun’da bu hükme paralel bir düzenleme veya atıf bulunmamaktadır.

Danıştay Birinci Dairesi kararlarına göre; 4483 sayılı Kanun uyarınca yapılan incelemeler idari nitelikte olduğundan ve kanunda özel bir uzama hükmü yer almadığından, itiraz süresinin adli tatil nedeniyle uzaması yasal olarak mümkün değildir.

Sonuç olarak: İtiraz süresinin son günü adli tatile denk gelse dahi, ilgililerin (hakkında soruşturma izni verilen memur, şikayetçi veya Cumhuriyet Başsavcılığı) kararın kendilerine tebliğinden itibaren tam olarak 10 gün içinde itirazlarını yapmaları şarttır. Adli tatil uzamasından faydalanılabileceği düşüncesiyle 10 günlük süre geçirildikten sonra yapılan itiraz başvuruları, itiraz merci tarafından esasa girilmeksizin “süre aşımı” gerekçesiyle reddedilir.

Usulsüz Tebliğ Durumunda Hak Kaybı Nasıl Önlenir?

4483 sayılı Kanun kapsamındaki kararların tebliğinde usulsüzlük (örneğin kararın tebliğ edildiği adres ile şüphelinin bildirdiği adresin örtüşmemesi) bulunması halinde, 10 günlük yasal itiraz süresi hukuken işlemeye başlamaz. Bu durumda ilgililerin hak kaybı yaşamasını (itirazlarının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesini) önlemek amacıyla itiraz mercileri (Danıştay veya Bölge İdare Mahkemesi) şu adımları izler:

  • Dosyanın İade Edilmesi (Geri Çevrilme): İtiraz makamı, tebligatın usulsüz yapıldığı konusunda tereddüde düştüğünde itirazı doğrudan esastan veya süreden reddetmez. Mahkeme, bu tereddüdün ve eksikliğin giderilmesi için dosyayı incelemeksizin, kararı veren yetkili idari mercie iade eder (geri çevirir).
  • Tebliğ Alındılarının Kontrolü: Yapılan itirazın süresinde olup olmadığının net bir şekilde incelenebilmesi için soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi kararlarına ait bildirim alındılarının (tebligat parçalarının) dosyada bulunması zorunludur. Eğer bu belgeler dosyada yoksa, itiraz merci eksikliğin giderilerek dosyanın tekrar kendisine gönderilmesi için dosyayı yetkili mercie geri çevirir.

Bu uygulama sayesinde, tebligatın usulsüzlüğünden kaynaklı belirsizlikler mahkeme tarafından idareye tamamlattırılır ve usulüne uygun bir tebliğ işlemi gerçekleştirilene kadar itiraz süresi hesaplanmadığından şüpheli memur, Cumhuriyet Başsavcılığı veya şikayetçi açısından süre aşımı kaynaklı hak kayıplarının önüne geçilmiş olur.

Tebligat adresinin yanlış verilmesinin sonuçları çok ağır olabilir

Tebliğ Usulsüz Yapılmışsa İtiraz Süresi Nasıl Etkilenir?

4483 sayılı Kanun kapsamındaki kararların ilgililere bildirim işlemleri 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmak zorundadır. Tebligatın usulsüz yapılması (örneğin; kararın tebliğ edildiği adres ile şüphelinin bildirdiği adresin örtüşmemesi), 10 günlük yasal itiraz süresinin işlemeye başlamasını ve itirazın süresinde yapılıp yapılmadığının tespit edilmesini engeller.

Kaynaklarda yer alan Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi (itiraz merci) kararlarına göre, tebliğin usulsüz yapıldığına dair bir tereddüt oluştuğunda süreç şu şekilde etkilenmektedir:

  • Dosyanın İade Edilmesi (Geri Çevrilme): İtiraz mercii, yapılan tebligatın usulsüz olduğu konusunda tereddüde düştüğünde veya dosyada tebliğe ait bildirim alındıları (tebligat parçaları) bulunmadığında, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını inceleyemez.
  • Esasa Girilmemesi: Bu durumda mahkeme, itirazın esasına girerek bir karar vermek yerine, tebligat eksikliğinin veya usulsüzlüğünün giderilmesi için dosyayı kararı veren yetkili idari mercie incelemeksizin iade eder (geri çevirir).

Sonuç olarak; usulsüz bir tebligat yapılmışsa yasal itiraz süresi usulüne uygun şekilde başlamış sayılmaz ve itiraz makamları bu usulsüzlük (eksiklik) giderilene ve kararlar usulüne uygun olarak tebliğ edilene kadar dosyayı incelemez.

 

Adliye ve Cezaevi Personeli Hakkında Soruşturma İzni Almadan Doğrudan Soruşturma Süreci Nasıl İşler?

Adliye ve ceza infaz kurumu (cezaevi) personelinin görevlerinden doğan suçları, 4483 sayılı Kanun’un öngördüğü “soruşturma izni” sistemine tabi tutulmamış olup, bu personel hakkında doğrudan soruşturma yapılmaktadır.

Bu uygulamanın hukuki dayanağı temel olarak iki farklı kanundaki özel hükümlerin birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır:

1. 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu: Kanunun 114. maddesinde, atamaları doğrudan Bakanlıkça yapılanlar dışındaki adli ve idari yargı ile ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin atama ve özlük işlemlerinin adalet komisyonlarınca yerine getirileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 116. maddesinde ise bu memurlar için özel bir usul öngörülerek; “Bu kısımda yazılı memurların görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılır” hükmü getirilmiştir.

2. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK): CMK’nın 161. maddesinin 5. fıkrasında da bu duruma paralel bir hüküm yer almaktadır. Buna göre; kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır.

Sonuç ve Yargıtay Uygulaması: Yargıtay kararlarında da istikrarla belirtildiği üzere, bu yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; adliye personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin görevlerinden doğan suçlarında (örneğin zabıt kâtibinin ya da infaz ve koruma memurunun görevini ihmal veya kötüye kullanması durumlarında) Cumhuriyet savcılıklarının herhangi bir idari merciden soruşturma izni almasına gerek yoktur. Savcılıklar, bu kamu görevlileri hakkında 4483 sayılı yasa prosedürünü işletmeden, doğrudan genel hükümler çerçevesinde soruşturma ve kovuşturma yürütmek zorundadır.

 

AV. OSMAN YLDIZ

Haklarınızı doğru şekilde öğrenmek, süreci bilinçli yürütmek ve olası riskleri en aza indirmek adına profesyonel hukuki destek almak her zaman en sağlıklı yaklaşımdır. Genel hukuk alanında danışmanlık ve detaylı bilgi için Avukat Osman Yıldız ile iletişime geçebilir, somut durumunuza uygun değerlendirme ve yönlendirme talep edebilirsiniz. Doğru zamanda alınan doğru hukuki destek, sürecin en güçlü güvencesidir. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Don`t copy text!