Atina’da Bir Avukat: Sokrates’in Hücresinde Adalet Üzerine

Prison of Sokrates - Sokrates'in Hapishanesi
Prison of Sokrates – Sokrates’in Hapishanesi (Atina)

“Binlerce yıl önce burada sadece bir adam değil, bir düşünce hapsedilmişti”

Atina’nın o kadim, güneş yorgunu sokaklarından sıyrılıp Filopappos Tepesi’nin eteklerine vardığınızda, zamanın nabzı avuçlarınızda atmaya başlar. Karşınızda duran o soğuk, sessiz taş oyuklar sadece bir hapishane değil; adaletin vicdanla girdiği o bitmek bilmeyen kavganın ilk meydanıdır. Bir banka oturup o demir parmaklıklara baktığınızda, binlerce yıl öncesinin rüzgarı yüzünüze çarpar. Orada, o daracık taşın içinde sadece bir adam değil, bir hakikat hapsedilmişti.

Delphi’deki kâhinin “Ondan daha bilgesi yok” dediği adam, şehrin en büyük meydanlarında “tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” diye fısıldıyordu. Bu bir alçakgönüllülük değil, insanın kendi içindeki o uçsuz buçsuz cehaletle tanışmasının verdiği o sarsıcı dürüstlüktü. Her şeyi bildiğini sananların arasında, bilmediğini itiraf eden bir adamın yalnızlığı ve bilgeliği gizliydi bu sözde. Sokrates, bilginin bir son durak değil, sonu gelmeyen bir yolculuk olduğunu biliyordu. Belki de onu o hücreye, o ölüme götüren şey de buydu: İnsanların sahte bildiklerini, onların yüzüne o zarif sorgulamalarıyla bir ayna gibi tutması.

Beş yüz kişilik bir mahkemenin karşısına çıktığında, bir af dilemedi. Baldıran zehrini bir kadeh şarap gibi soğukkanlılıkla içerken, parmağını göğe kaldırması bundandı. Kanunların yazdığı adalet ile vicdanın fısıldadığı hakikat arasındaki o derin uçurumu görmüştü çünkü. O taş hücrenin önünde dururken şunu anlıyor insan; yasalar değişir, devletler yıkılır, şehirler toz olup gider ama bir adamın “hiçbir şey bilmiyorum” diyerek başlattığı o büyük sorgulama, adaletin tek gerçek pusulası olarak kalır.

Akropolis – Atina

Hücrenin o karanlık, nemli sessizliğinden çıkıp Akropolis’in görkemli aydınlığına doğru yürüdüğümde, Sokrates’in sesi hala kulaklarımdaydı. Sorgulanmamış bir hayatın yaşanmaya değer olmadığını söyleyen o ses, aslında bize şunu fısıldıyordu: Eğer içinde adalet yoksa, en görkemli tapınaklar bile sadece birer taş yığınıdır. Bir hukukçu olarak o gün o hücrenin kapısında şunu bir kez daha idrak ettim; gerçek savunma, sadece kanun maddelerini sıralamak değil, o parmaklıkların arkasındaki hakikati ve vicdanı bulup çıkarmaktır.

Av. Osman Yıldız – Atina Gezileri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Don`t copy text!